Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!
cinayet-günlükleri-2003 (1)

Memories Of Murder (2003) – Cinayet Günlükleri Film Analizi

Karşımızda alışageldiğimiz Hollywood klişelerine uymayan oldukça sıra dışı bir film olduğu kesin. Ancak bu sıra dışılığın beklentilerimizi karşılayıp karşılamadığı konusunda farklı görüşler duyabilirsiniz. IMDB puanı 8.1 olan bu Güney Kore yapımı filmin alıştığımız filmin klişelerinin pek çoğunu alt üst ettiği kesin ve bu açından bence izlenilmeyi hak ediyor.  

1986 yılında Kore’nin küçük bir bölgesinde geçen filmde polislerin kadınları öldüren bir seri katili yakalama çabaları anlatılmaktadır. Film bizlerin karizmatik, her şeye hakim, katilin en küçük açıklarını bile yakalayan, dürüst, becerikli ve hatta yakışıklı dedektif ya da polis klişelerimizi birer birer yıktıktan sonra bizi kendimizle derin bir hesaplaşmayla baş başa bırakmayı başarıyor. Ne söylemek istediğimi spoiler vermeden anlatma imkânı yok. Bu yüzden videonun bundan sonraki kısmı sadece filmi izleyenler için…

Filmi seyrettikten sonra hemen herkesin aklında katil kim sorusunun öne çıkması normal. Senaryonun kalitesini belirginleştirdiği en can alıcı nokta burası. Klasik polisiye filmlerde olduğu gibi katilin kim olduğu herkese açıkça gösterilmiyor. Film zihinlere kuşku tohumları atmayı becerebiliyor. Filmin sonunda katilin kim olduğunun ortaya çıkmadığı görüşüne katılmıyorum; aksine film dikkatli izleyicilere katilin kim olduğunu gösteriyor ama sadece bununla yetinmiyor. Bizleri yani seyircileri de sorumluluk almaya davet ederek tüm suçu katile yüklemekten kaçıyor. Bunun ne anlama geldiğini konuşacağız.

Şimdi katilin kim olduğu sorusunun cevabını arayalım.

Film boyunca yanlış kişilerden şüphelenen polisler kendi karizmalarını kurtarabilmek için bazı şüphelilere işkence yaparak onları katil oldukları kabullenmeye zorlasalar da Seul’den gelen dedektifin de etkisiyle onların aradıkları katil olmadığını kabullenmek zorunda kaldılar. En son ulaştıkları ipucu onları bir fabrikada çalışan Park’a yönlendirdi. Aslında filmdeki tüm ipuçları Park’ı göstermektedir ve aranan katilin o olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun doğruyu tam olarak yansıtmadığı hep birlikte göreceğiz ve böylece tüm ipuçları Park’ı gösterdiği halde DNA testi sonuçlarının neden onunla eşleşmediğini anlayacağız.

Öncelikle katilin Park olduğunu gösteren ipuçlarına bakalım.

Aslında en büyük ipucu cinayetin işlendiği günlerde radyoda çalan istek parçayı onun göndermesi. Bunu bir tesadüf olma olasılığı yok. Çünkü şarkı sadece yağmurlu gecelerde çalmaktaydı ve şarkı her çaldığında mutlaka bir cinayet işleniyordu. Burada aklımıza şu soru gelebilir. Park eğer katilse radyoya gönderdiği kartpostallara neden gerçek adresini yazdı? Filmde polislerin aslında kendilerinden beklenmeyecek kadar acemice hareket ettiklerine defalarca şahit olduk. Sahte kanıt hazırlamaktan masum birisine zorla suç kabul ettirmeye, olay yerine gazetecilerden bile geç varmaktan olay yeri kanıtlarını koruma altına alma becerisini gösterememeye kadar bir polis nasıl böyle davranabilir diye sorguladığımız onlarca sahne bulunmakta. Polislerin bu acemice hareket ettiği bir ortamda Park’ın böyle bir hata yapması normal kabul edilebilir. Polisler hatasız, zeki ve becerikli değiller ki katil öyle olsun… Park, polislerin radyodaki istek parça üzerinden kendisine ulaşacaklarına asla ihtimal vermemişti. Zaten polis merkezindeki kadın polis bu ayrıntıyı fark etmeseydi diğerleri bunu asla fark edemeyeceklerdi.

İkinci olarak katilin ellerinin yumuşak olması gerekiyordu ve Park’ın elleri bir fabrika işçisinin elinden beklenmeyecek kadar yumuşaktı.

Park zaten kısa bir süre önce bu bölgeye gelmişti ve cinayetlerin başlama tarihi onun geliş zamanı ile uyuşuyordu. Sorgu sırasında Park fabrikada ne kadar zamandır çalışıyorsun, sorusuna geçen sene eylülden beri, cevabını vermişti ki bu daha önce saldırıya uğrayan ama katil tarafından öldürülmeyen kadının verdiği tarihle de birebir uyum göstermektedir.

Bu arada Park radyo programını sonuna kadar dinlediğini iddia etse de kapanış şarkısını hatırlamadığını söyler. Bu durum onun aleyhine şüphe uyandıran büyük bir tezat. Çünkü radyo spikeri kapanış şarkısından hemen önce kendi kartpostalından bahsetmişti. Park bunu gerçekten hatırlamıyor çünkü büyük olasılıkla o an kadını öldürmekle meşguldü veya… (burada bir olasılık daha var; ancak buna ilerleyen kısımlarda değinmeyi düşünüyorum.) Eğer hatırlasaydı bunu doğrudan söylerdi ve kendisinden şüphe edilmesine olanak vermezdi.

Park’ın kendisini ele verdiği en kritik anlardan birisi sorgu sırasında radyoda çalan müzik eşliğinde kendisine gösterilen şeftali parçalarına verdiği tepki. Dedektif sadece müziği açtığı ve olayı tasvir etmeye başladığında Park soğukkanlı duruşunu bozmadı. Çünkü dedektif büyük olasılıkla onun yaptığı eylemleri sözlerine birebir yansıtamadı. Bu yüzden Park bu sözler karşısında serinkanlı duruşunu bozmamayı başardı. Ancak ölen kadının vücudundan çıkan şeftali parçalarını gördüğü anda kendisini ele verdi ve bir anda o sakin Park ortadan kayboldu. Yerine bir anda sinirlenen ve bağıran birisi geldi.

Katilin Park olduğunu gösteren bir diğer önemli ipucu ise zekâ geriliği olduğu anlaşılan adamın onun fotoğrafına verdiği tepki. O ana kadar katille ilgili konuşsa da onun fotoğrafını gördüğü anda konuyu değiştirir ve büyük olasılıkla ondan korktuğu için kendi çocukluğuna ait kötü bir anıdan bahsetmeye başlar. Bir adamın kendisini ateşe attığını söyler. Katilin resmi ona kötü ya da korktuğu bir anı hatırlattı ve bu durum başka bir kötü anıya çağrışım yaptı. Bu arada onun yakışıklı olduğunu söylemişti ki Park, filmin şartlarını göz önünde tutarsak yakışıklı birisi.

Park’ın evinde yapılan aramada iki önemli ipucu yakalıyoruz. Bunlardan birisi şu: Dedektif onun evinde bir el radyosu olduğunu görür. Büyük olasılıkla Park cinayet işleyeceği zaman bu radyoyu yanına alıyor ve dışarıya öyle çıkıyordu. Böylece cinayet işlerken kendi istek şarkısını dinleyebiliyordu. Radyonun iple bağlandığı ve tamir gördüğü anlaşılıyor. Bunun nedeni cinayetler sırasında çıkan karmaşada radyonun zarar görmüş olması. Park’ın evinde yakaladığımız ikinci ipucundan az sonra bahsetmeyi planlıyorum.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Tren sahnesinde dedektif Park’ın gözlerine bakar ve ona sen de bizim gibi bir insan değil misin, der. Yani onun aslında sıradan ve normal bir insan olduğunu belirtir. Filmin sonunda katili gören kıza onun neye benzediğini sorar. Kız bu soruyu “olağan birisiydi.” diye cevaplar. Tren sahnesinde dedektif Park’ı da olağan yani normal bir insan olarak nitelemişti.

Tüm bunlardan sonra katilin Park olduğuna ikna olduysanız az sonra sizi büyük bir sürpriz bekliyor. Sorumuz şu: Eğer katil Park’sa neden DNA eşleşmesi bunun aksini söylemektedir? Bu sonuç hatalı mı yoksa göremediğimiz bir şeyler daha mı var?

Amerika’dan gelen test sonuçlarını gören dedektif gözlerine inanamaz. Tüm şüpheler Park’ı gösterse de sonuçlara göre katil o değildir. Olay yerinde bulunan spermden elde edilen DNA sonuçları onunkiyle uyuşmamaktadır. Dedektiften film boyunca tam iki kez belgelerin yalan söylemediğini duymuştuk ama şu an onun ağzından belgenin yalan söylediğini ve doğru olmadığını duyuyoruz. Burada benim teorim şu: Belge yanlış değildi, ama olay yerinde bulunan sperm Park’a ait değildi. Peki ona ait değilse bu sperm kime ait ve olay yerinde nasıl bulundu?  Şimdi fabrikanın yanında bir cinayetin işlendiği şu sahneye geri dönelim. Bu sahnede kadın duyduğu bir ıslık sesinden ötürü irkilir. Şimdi bu sesi dikkat dinleyelim. Ne duyduğunuza dikkat edin. Ayrıntıyı fark edebildiniz mi? Evet… Burada aynı anda iki farklı kişi ıslık çalmaktadır. Yani çalıların arasına saklanan iki kişi var. Bunlardan birisi Park; ancak diğeri kim? Çalıların arasından çıkan kişi Park’a benzese de o olmadığı açık. Çünkü Park’ın yüzü daha yuvarlak yani ovalken bu adamın yüzü daha keskin ve incedir.

Şimdi evinde yapılan aramaya geri dönelim. Burada dedektifin baktığı fotoğraf albümünde Park’ın yakın bir arkadaşını görüyoruz. Bu büyük olasılıkla askerde tanıştığı ve bu bölgede oturan birisiydi ve Park o yüzden askerden sonra buraya geldi. Cinayetleri de bazen birlikte bazen de tek tek işliyorlardı. Bu adamın kafaya yapısına dikkat ederseniz ağaçların arasında görülen adam ve bu sahnede görülen adamla birebir aynı olduğunu görebilirsiniz. Bu kafa yapısı kesinlikle Park’a uymazken bu adamla birebir uymaktadır. 

Liseli cinayetini işleyen kişi Park değildi. Park zaten polislerin kendisini takip ettiğini biliyordu. Bu sahnede kendisini dışarıda bekleyen polise baktığını görüyoruz. Bu polisi görmese bile izlendiğini bile bile yakalanmayı göze alarak cinayet işlemiş olamaz. Zaten otobüsün içerisindeki kıyafetlerine baktığımızda onun eve giderek evde sızıp kaldığını ve hiç dışarıya çıkmadığını anlayabiliriz. Sabah dedektif eve geldiğinde onun üzerindeki mont otobüstekiyle aynı. Yani eve geldikten sonra dışarıya çıkmadığını söyleyebiliriz. Eğer dışarıya çıksaydı üzerinde yağmurluk olması ya da en azından montunun çok ıslak olması gerekiyordu. Liseli cinayetini işleyen kişi Park’ın yanında duran kişiydi. Önceki cinayette olay yerinde bulunan sperm bu kişiye ait olduğu için DNA testi Park’la örtüşmedi.

Şimdi filmin sonunda dedektifin bakışlarının ne anlama geldiğine bakalım. Dedektif film boyunca birkaç sahnede zanlıların gözlerine ya da yüzlerine doğrudan bakarak onların suçlu olup olmadığını anlamaya çalışmıştı. Son sahnede Park’ın gözlerine dikkatle bakarak onun gözlerinden anlama çıkarmaya çalışır ama bir karar veremeden onu bırakır. Dedektif Park’ın yüzüne bakıyor gibidir ama aslında doğrudan kameraya bakmaktadır. İşte final sahnesinde bakışlarını yine kameraya çevirir; ancak baktığı kişi bu kez bizler yani seyircilerdir. Filmin başından sonuna kadar izlediğimiz bozuk ve kokuşmuş toplumda aslında gerçek suçlu toplum olamaz mı? Ya da bir başka katil şu an bu filmi izliyor olamaz mı? İşte bu bakışlar doğrudan bu anlamları içermektedir.

Bu videoda katilin kim olduğu sorusu üzerine yoğunlaştık ancak filmi izlediğinizde 1980’li yılların Güney Kore’sini muhteşem bir şekilde yansıttığını görebilirsiniz. Çürümüş, bozulmuş bir toplum ve tamamen çökmüş bir adalet sistemi… Ancak açlıkla boğuşan Güney Kore’nin sonraki yıllarda anka kuşu gibi adeta küllerinden doğarak çok zengin ve güçlü bir devlete dönüştüğünü de unutmamak gerekiyor.

Cinayet Günlükleri (2003) filminin görüntülü anlatımını / analizini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

1 Yorum Yapıldı. “Memories Of Murder (2003) – Cinayet Günlükleri Film Analizi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir