Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Şeytan’ın Avukatı (1997) – “Büyük Şehir Babil, Artık Sonun Geldi!” (PART 2)

Şeytan’ın Çalışma Yöntemi

Final sahnesinde Milton kendisi hakkında önemli bilgiler veriyor. Örneğin “Olayların olmasını ben sağlamam. Ben sahneyi kurarım, ipi siz çekersiniz…” sözleri… Tüm film boyunca aslında onun yaptığı şey bu. O hiç kimseyi hiçbir şey için zorlamıyor. Karşındaki kişinin zaaflarını çok iyi analiz ediyor. Onlara tatlı sözlerle yaklaşıyor. Ama sonuçta kendisi tavsiye dışında hiçbir şey yapmıyor.

Bu sahnede onun Mary Ann’e yaklaşımı muhteşem ve tam bir sanat eseri. Söylemek istediği şey aslında özetle şu: Bu saç tarzı sana yakışmıyor. Saçlarını kestirmelisin. Bunu doğrudan söylemiyor. Bu sahneyi dikkatle dinlerseniz onun adım adım Mary Ann’i nasıl etkilediğini, sahneyi tatlı bir dille nasıl kurduğunu görebilirsiniz. Ama ip çeken kendisi değil. O sahneyi kuruyor. Yani hedeflediği kurbanının zihnine bir fikir ekiyor, bir tohum atıyor. Ancak sonrasını yani bu fikri eyleme dönüştürme işini karşı taraf kendi özgür iradesiyle yapıyor. İşte Milton yani Şeytan bu yüzden kendini her zaman temize çıkarabiliyor.

Şu sahnede onun sahneyi nasıl ustaca kurduğuna ama ipi Kevin’e çektirdiğine şahit oluyoruz. Karısı hasta olduğu için Kevin’ın aklı ikiye ayrılıyor. Kendisini davaya tamamen veremiyor. İşte tam burada Milton sanatsal dokunuşunu gerçekleştiriyor; yani sahneyi kuruyor.  Aslında onun amacı Kevin’ın davaya daha çok sarılması ve karısını ihmal etmesi… Ancak sözleri bunun tam tersini söylüyor. Kevin’a onu davadan çekeceğini ve bu duruma anlayış göstereceğini ifade ediyor. Hemen ardından Kevin’ın en hassas damarına ince bir dokunuş yapıyor. Hayal kırıklığı… Hepimize olur… Zamanla kabullenir ve yoluna devam edersin… Kevin’ın durumu kabullenme olasılığını tamamen ortadan kaldırıyor.

Şeytan bunun aynısını filmin başındaki mahkemede yapmıştı. Gazeteci kılığında ona yaklaştı. Kevin’ın bu sırada aklı çok karışıktı. Sanığın çocuk tacizcisi bir sapık olduğunu anlamıştı. Davayı bırakıp bırakmama arasında gidip geliyordu. Milton tam burada sahneye girdi. Söylediği şu sözler aslında onu tahrik edip davaya devam etmesini sağladı: “Günün birinde bitmek zorundaydı. Kimse hepsini kazanamaz.”

Kevin mahkeme dışında kendisine yaklaşmasına bile izin vermediği adamın mahkeme sırasında omzuna dokunabilecek kadar ve onu savunmaya devam edebilecek kadar karanlık bir yolu tercih etmişti. Bunlar, aslında Milton’ın zafer anlarıydı. Kevin diğer duruşmada da aynı duruma düştü. Çünkü artık girdiği bu kısır döngünün onu farklı bir yola çıkarma olasılığı kalmamıştı. Diğer duruşmada Kevin’ın yalancı şahidi kürsüye çağırdığı an Milton’ın kazandığı bir diğer zaferdi.

Tüm bunlarda dikkat etmemiz gereken ince nokta şu: Şeytan sadece yolu gösteriyor. İnsanın boşluklarını, zaaflarını kullanıyor. Ancak yola çıkıp çıkmama ya da ipi çekip çekmeme tamamen insanın iradesiyle aldığı bir karar oluyor. İşte bu nedenle şeytan kendini rahatça savunabiliyor. Kevin kızgınlık içerisinde “Beni kandırdın!” diye haykırdığında Milton kararları kendisinin vermediğini söylüyor.  Aslında bu yaşananlar ölümden sonra yaşanacakların bir provası… Zira hesap gününde kendisini azdırdığı için Şeytan’ı suçlayan insana Şeytan tarafından verilecek cevap şudur:  “Onu ben azdırmadım. Onun kendisi apaçık bir sapıklık içindeydi… (Kaf: 27)”

Milton ve Kevin arasında yaşanan işte tam olarak bu. Kevin, bana yalan söyledin, beni kandırdın… diye çıkışırken Şeytan daha hazırlıklıdır. Hayır, ben sana yolu gösterdim. O yoldan gitmeyi sen seçtin… Şeytan bu noktada kesinlikle insanı mat ediyor (02:02:13). Gurur ve kibir insan için doğal bir uyuşturucu… İşte bu yüzden gurur Şeytan’ın en sevdiği günah.

Şeytan, Kevin’ı ikna çabaları sırasında daha önce yaptığı işler için hissettiği suçluluk duygusunu sırtından atmasını söylüyor. Kevin’a onu neden taşıdığını soruyor. Tanrı için mi?.

İşte burada Şeytan ciddi bir tez öne sürüyor. Tanrı’nın insanlara içgüdüler verdiğini ama sonra da tam bunların zıttı kurallar koyduğunu mükemmel bir üslupla anlatıyor. Al Paçi’nun oyunculuğun zirvesine çıktığı anlardan birisi. Şeytan’nın hissettiği o duyguların sanki yaşarmış gibi aktarabiliyor. Alaycı yüz ifadeleri… Nefreti yansıtan mimikler… Muhteşem bir tonlama…

Aslında Şeytan burada benim de aklımı kemiren bir soruya parmak basıyor. Şeytan, yaratılırken kendi zayıflıklarıyla yaratılıyor. Kutsal kitaplara göre o gururdan ötürü Adem’e saygı göstermedi ya da secde etmedi. Kurandaki ayetleri biliyoruz. İncil bu durumu şöyle anlatıyor: “Ey Rab biz ruhuz ve bu nedenle çamura saygı göstermemiz adilane değildir.”

Buradaki soru şu: Yaratıcı onu bu zayıflıklarla yaratıyor. Yani gurur taşıyan bir varlık yaratıyor. Ama sonra gurur gösterdiği için onu cezalandırıyor. Buradaki tezatı anlatabildim mi? Ona gururunu yenebilecek iç argümanlar verilip verilmemesi bu noktada benim sorguladığım şey değil.  Tamam, gurur verilmiş ama akıl da verilmiş, diyebilirsiniz. Hayır, buradaki nokta zaafları olan varlıkların yaratılması… Sonra da zaaf gösterdikleri için cezalandırılması…

Milton tam burada insanın yanında olan kişinin aslında kendisi olduğunu söylüyor. “Onu asla yargılamadım. Onu reddetmedim. Hep onun yanında oldum tüm kusurlarına rağmen…” Buradan hareketle de kendisinin insanın tarafında ve hümanist olduğunu söylüyor.

Şeytan’ın bu söylediklerinde haklı olup olmadığını siz kendi vicdanlarınızda yanıtlayabilirsiniz.

Şimdi final sahnesini konuşmaya devam edelim.

Şeytan artık kendi zamanının geldiğini ifade ediyor. Bununla ne kastediyor?

Şeytan milenyum başlangıcını 20. raund olarak niteliyor. Yani Tanrıyla olan savaşında milenyum onun için büyük bir dönüm noktası. Kevin’ın sorusuna verdiği cevap bize onun planının detayları hakkında ipucu veriyor. “Neden hukuk?” Cevap şu: “Çünkü hukuk bizi her işe sokuyor. O bir geçiş kartı…”

Burada onun Kevin’a verdiği cevaptan yapılabilecek çıkarımlar şunlar: Şeytan günümüzde şu an kadar yaptığı planların en büyüğünü sahnelemek üzere. Belki oyun çoktan başladı bile. Oyunun başlangıç yeri Babil toprakları… Yani günümüzde hangi sebepten ötürü olursa olsun yakılan, yıkılan ve savaşa atılan topraklar. Müslüman coğrafya ne yazık ki o kadar cahil ve eğitimsiz ki bu yemleri kolaylıkla yuttu ve hala yutuyor. Kevin’a annesi işte bu yüzden durup dururken “Babil’e ne oldu?” diye soruveriyor. Kevin’ın cevabı filmin çevrildiği 1997 yılında o toprakların yakılıp yıkılacağını anlatıyor.

Şeytan’a dönersek Şeytan hukuku kullanarak adaleti katledeceğini anlatıyor. Mahkemelerden en adi suçlulara beraat üstüne beraat çıkaracaklarını söylüyor. Planı tüm dünya için… Sonra bu kokuşmuş düzenden çıkan pislikler, pis kokular eli silahlı kişilerce desteklenecek ve tüm dünya çapında büyük bir kaosa sebebiyet verilecek… Evet, Şeytan’ın içerisinde bulunduğumuz çağ için planı bu… Planına Ortadoğu’dan başladığı görülüyor ama onunla sınırlı kalmayacağı kesin… Diğer taraftan onun nu kadar önemli bir konumda olan ülkemiz için bir şey düşünmediğini zannetmek büyük saflık olur. Kim bilir belki de çoktan başlamıştır bile planını uygulamaya ve planı tıkır tıkır işliyordur. Kim bilir…

Kevin seçimini yapıyor

Kevin, Şeytan’la pazarlık yaptıktan sonra onun kendisine neler vaat ettiğini öğreniyor. Ancak onun Mary Ann’e olan hisleri ya da sevgisi gerçekten çok güçlü. İşte bu nedenle her şeyi elde ettiği an zirveye çıkma şansını yakaladığı an bir anda Şeytan’ın vaatlerini geri çeviriyor.

Kevin kendisini öldürdüğü an Şeytan adeta çileden çıkıyor. Deccal’ın doğmasını sağlayacak ilişki kendi oğlu tarafından reddediliyor. Şeytan’ın planı şimdilik işe yaramıyor.

Burada Kevin’in en başa yani olayların başlangıç anına dönmesini iki şekilde yorumlayabiliriz.

Şeytan olağanüstü güçlerini kullanarak zamanı geriye aldı. Bu denemesi başarısız olduğu ama asla pes etmeyecek ve Kevin’a farklı bir şekilde yaklaşmayı deneyecek. Evet, o asla pes etmez. Onun oyunlarının sonu yok. İnsanı çok iyi tanıyor. Kevin’a gururla yaklaşamayacağını anladı şimdi ona şöhret silahıyla yaklaşıyor.

İkinci olasılık tüm bunların aslında hiç yaşanmamış olması. Dikkat ederseniz Kevin tam yüzünü yıkamak için eğildiği anda klozet sesinden daha farklı bir ses duyuluyor. Kevin ürkerek sese doğru bakıyor. Bu duyulan normal bir klozet sesi olsaydı Kevin asla böyle bir tepki vermezdi. Bence Şeytan burada saniyeler içerisinde eğer gurur silahını kullanarak Kevin’a yaklaşırsa neler olacağını sonuna kadar gördü. Adeta onu bir teste tabi tuttu ancak bu yaşananların tamamı Kevin’ın zihninde ve Şeytan’ın kontrolünde olan olaylardı. Milanyum yaklaşıyordu ve Şeytan’ın kaybedecek zamanı yoktu. İşte bu nedenle ona gurur silahını kullanarak yaklaşırsa sonucun nasıl olacağını görmek istedi. Başarısız olacağını anladığında ona şöhretle yaklaşmak istedi.

Finalde bu denemelerin asla sona ermeyeceğini Şeytan’ın asla pes etmeyeceğini anlıyoruz. Çünkü onun var oluş amacı bu.

Filmle İlgili Notlar

Filmin başındaki davada suçlu olduğunu bile bile (adam sapıktı) adamı kurtarmak için mücadele vermesi Kevin’ın gururuna yenik düşmesinin sonucu. Filmin sonunda Kevin aslında bize gerçek yüzünü ilk kez net olarak gösteriyor: “Kaybetmek mi? Ben asla kaybetmem!”

Filmin sonlarına doğru Kevin, Alexander Cullen davasındaki yalancı tanıkla konuşurken ona savcının kendisine mahkemede neler yapacağını anlatıyor. Orada anlattıklarını dikkatle dinlerseniz Kevin’ın orada söylediklerinin aynısını filmin başındaki mahkemede tanık sandalyesinde oturan küçük kıza yaptığını fark edebilirsiniz.

Filmlerde sıkça gördüğümüz jüri uygulamasıyla ilgili bir not: Amerikan yargısında uygulanan jüri sisteminde jüride bulunan herkes sanığı suçlu bulmazsa dava sonucu beraat oluyor. O yüzden savcılar salonlarda doğrudan jüriyi ikna etmek için konuşuyorlar; kararı jüri veriyor; hakim değil.

Mary Ann; çıkış yolu kalmayınca, tüm ümitleri tükenince intihar ediyor. O, Kevin gibi değildi. Başlarına gelen şeylerin kanlı paradan dolayı olduğunu anlamıştı. Mary Ann, gözlerini Kevin’dan önce gerçeğe açtı.

Filmde hem Şeytan’ın hem de onun kızının çok farklı dünya dilini ana dilleri gibi konuşabildiğini gördük. Şeytan uluslararası çalıştığı ve insanlığın başlangıcından beri var olduğu onun için tek dil bilmesi mantıksız olurdu. O, dünya üzerindeki tüm dilleri biliyor.

Milton’un ilk ofisi çok sade… Ancak ikinci ofisi oldukça gösterişli ve etkili… Milton, ikinci ofisi sadece özel kişilerle paylaşıyor. Bu durum onun kendisini küçük ve zararsız gösterme mantığıyla ilgili. Kimse onun Şeytan olduğunu bile bilmiyor.

Kevin, büyü yapan eleman Moyez’in mekanına girdiğinde Moyez orada olmasına rağmen Kevin onu göremedi. Moyez kendisini büyüyle koruyordu. Bu sırada Kevin’a “Seni tanıyacağımı sanmıştım ama tanıyamadım.” diyor. Moyez bence onun Şeytan’ın oğlu olduğunu biliyor. Onu görünce tanıyacağını düşünmüştü ama beklediğinden çok farklı birisiyle karşılaştı ve tanıyamadı.

Mary Ann, evde boya yapmaya çalışırken komşu kadın onun kullandığı hiçbir rengi beğenmiyor. Hepsi için bir bahane söylüyor (soğuk bir ton, tenine gitmedi vs.vs.)… Milton aynı sözleri Mary Ann’in saçları için söylemişti. Dolayısıyla herkes onu değiştirmek, olduğundan farklı birisi yapmak için çabalıyordu. Böylece onun mutsuz olmasına neden oluyorlar. Kendisi gibi kalmasına izin vermiyorlar.

Bu arada bazı sahnelerde görülen şeytan ya da canavar şeklindeki kişiler ruhlarını Şeytan’a satmış ya da kaptırmış kişileri temsil ediyor. Belki onlar öyle görüldüklerinin farkında bile değiller. Bu onların iç dünyası: Çirkin ve tiksindirici. Ama onlar bunun farkında değil.

Kevin ve Milton’un metroya binmeden önce yaptığı konuşmada Milton’un “Bir kadın var. Pazardan beri onunla çoğu kez birlikte oldum.” dediği kişi muhtemelen Mary Ann’di. Mary Ann, kilisede aklını kaçırmak üzereyken zaten bunu itiraf ediyor. Kevin o an Şeytan’ın neler yapabileceğini bilmediği için “Milton tüm gün yanımdaydı. O yapmış olamaz.” diyerek karısının aklını kaçırmaya başladığını düşünüyor.

Kevin ve Mary Ann’nin asansörden indikleri sahnede (davete gittikleri sahne) Eddie Barzoon’un eşinin Mary Ann’i o fark etmeden nasıl süzdüğüne bir bakın. Çok gülümseyeceksiniz. Kadın onu biraz küçümsüyor. Diğer taraftan da nasıl giyindiğini merak ediyor.

Davette, davetli kişilerin yaptığı konuşmaları dinlerseniz temiz insanları tuzağa nasıl düşüreceklerini, kendilerine gelmeyen, biat etmeyen kişileri iftiralarla rezil edeceklerini, insanlara şantaj yapmak için onların çeşitli konuşmalarını kaydettiklerini vs. anlattıklarını görebilirsiniz. Kara propagandanın nasıl yapılacağını anlatıyorlar. Bu arada konuşmalar arasında şu anki Amerika başkanı Donald Trump’ın adı da geçiyor. Yani o da bu düzenin bir parçası… (Aile adlı Netflix dizisine bakabilirsiniz.)

Milton, metroda gördüğü adama “Karın şu an seni aldatıyor… Hemen eve git…” dedi. Şeytan adama iyilik mi yaptı? Hayır, Şeytan asla iyilik yapmaz. O bunu söyleyerek belki bir cinayet işlenmesine sebep olmayı belki de ailelerini parçalamayı amaçladı.

Şeytan belki yıllarca kendisi için çalışan Eddie Barzoon aralarından ayrıldığı an onun öldürülmesini sağlıyor. Eddie Barzoon polisle işbirliği yapacaktı. Karanlık örgütlerinin mesajı net: Aramızdan ayrılamazsın. Ayrılırsan ve ihanet etmeye çalışırsan ölürsün.

Kevin’ın annesi Milton’la ilk tanıştığında onun bir garson olduğunu ve genç görüldüğünü söylemişti. Milton her zaman bu yaşta ve bu görünüşte değildi. Dolayısıyla Şeytan insanların arasında doğuyor, büyüyor ve insan bedeni ölünce bir başka bedene geçiyor. Gazeteci, siyasetçi, din adamı, avukat vs. fark etmiyor. Bir insan gibi toplumda yer ediniyor.

Kevin, Şeytan’ın kendisine çocuk yapılması noktasında ihtiyacı olduğunu anladığında kahkahayı basıyor. Şeytan’ın kendisine ihtiyacı olduğunu anlıyor. İşte bu noktadan itibaren Kevin onunla oyun oynuyor. Aslında ona katılmayı düşünmüyor. Sadece onu çözmek için konuşuyor. Zaten onun kaybetmeye mahkum olduğunu Milton’un yüzüne karşı söylemekten çekinmiyor.

Şeytanın Avukatı film incelemesini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir