Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Zindan Adası (2010) İncelemesi – Andrew Hasta mı Değil mi?

Bildiğiniz gibi 25. Kare Youtube kanalında incelemesini-analizini yaptığım filmlerin bir kısmını burada yazılı olarak da paylaşıyorum.  Bir süre önce Shutter Island – Zindan Adasi (2010) filmiyle ilgili kısa bir analiz videosu hazırlamıştım. Bu videonun yorumlar kısmına iletilen mesajların Andrew’un baştan beri her şeyin farkında olup olmadığı noktasında yoğunlaştığını söyleyebilirim.

Bu yazıda bu konuyu irdeleyelim ve Andrew’un baştan beri her şeyin farkında olup olmadığını anlamaya çalışalım. Bu analiz yazısını okumadan önce lütfen tüm ön yargılarınızı bir kenara bırakın. Çünkü “Bir ön yargıyı yok etmek atomu parçalamaktan daha zordur.” (Einstein) Ön kabulleriniz insanların gerçeğe ulaşmasını engeller ve gerçeklerle aralarında setler oluşturur.

Şimdi sorumuza cevap aramaya başlayalım.

Filmde hastalara yaklaşım konusunda zıt fikirlere sahip doktorlar var. Dr. Cawley yenilikçi kanadı temsil ediyor ve ilaçlara ve kolaycılığa karşı. Ancak hastanede görev yapan tüm doktorlar onun gibi düşünmüyor. Doktorların çoğu yani ilaç kullanımını ve lobotomi gibi uygulamaları savunuyorlar. Bu grubu temsil eden doktor pek çok sahnede gördüğümüz Alman doktor (Dr. Naehring).

Film aslında Andrew’un şahsında bu iki doktorun ya da anlayışın bir savaşı. Filmin başından sonuna kadar himin haklı çıkacağı konusunda yoğun bir savaş veriliyor. Filmin sonunda Alman göçmeni belki de Nazi kalıntısı olduğunu öğreneceğimiz doktor haklı çıkan taraf oluyor. Ya da en azından görünüşte öyle…

Senaryoya Genel Bir Bakış

Öncelikle detaylara geçmeden önce Andrew’un ve doktorların film boyunca söylediklerini ve gözlemlerimizi baz alarak filmde anlatılanları şöyle özetleyebiliriz:

– Andrew hastaneye gelmeden önce adli bir polisti.

– Almanya’da bulunan meşhur bir toplama kampının Naziler’den kurtarılması sırasında görev yapan askerlerden birisiydi ve bu yönden bir savaş gazisiydi.

Karısı Dolores bir akıl hastasıydı. Şehirde yaşadıkları evi bilerek yaktı. Bu olay sonrasında göl kenarındaki eve taşındılar.

– Dolores’i çok seven Andrew onun hastalığını kabullenmedi ve onun tedavi görmesini engelledi.

– Dolores, Andrew’un evde olmadığı bir zamanda üç çocuğunu da gölde boğdu.

– Bunun üzerine Andrew büyük bir travma yaşadı ve karısını öldürdü.

– Andrew karısının hasta olduğunu kabullenmediği için çocuklarının ölümünden kendisinin sorumlu olduğunu düşünüyordu. Belki de bundan haklıydı.

– Çıkarıldığı mahkeme onu suçlu buldu. Ancak akıl sağlığının tam olarak yerinde olmadığını düşünerek onu hapishane yerine filmde gördüğümüz akıl hastanesine gönderdiler. Burada hastaların tedavileri için uğraşan, yeni yöntemler deneyen doktorlar da bulunuyor. Andrew mesleği gereği eğitimli birisi olduğu için tehlikeli suçlular bölümüne yani C koğuşuna yerleştirildi.

– Andrew tüm bu yaşadıklarını kabullenmek istemiyor; çünkü tüm bunlar sonunda onu bir canavara dönüştürüyor. Çünkü dolaylı olarak çocuklarının ölümünden sorumlu… Karısını zaten kendisi öldürdü. İşte bu yüzden bu gerçeklerden kaçarak kendi hayali kurgusunu ya da öyküsünü oluşturuyor.

– Doktorlar onu kendi hayal dünyasında bırakamıyorlar. Çünkü eğitimli ve tehlikeli birisi. Onun kurgusunda hapishanedeki herkesin bir rolü var. Bu rolü kabullenmeyen kişilere saldırıp onları yaralayabiliyor.

– Doktorlar arasında onun tedavisi konusunda görüş ayrılığı yaşanıyor. Alman doktor ona hemen lobotomi uygulamak gerektiğini savunurken, diğer doktorlar (Dr. Cawley ve Dr. Chuck Aule) onun tedavi edilebileceğini düşünerek iki yıldır çaba sarf ediyorlar.

– Ancak Andrew tedavilere cevap vermiyor ve diğer hastalara zarar verdiği zamanlar olabiliyor.

– Yenilikçi kanadı temsil eden doktorlar, diğer doktorlardan daha doğrusu doktor heyetinden Andrew’un tedavisi son bir fırsat istiyorlar. Planları ona tam iki yıldır sürekli tekrar ettiği bu kurgusunun gerçek olamayacağını aksine olasılık kalmayacak şekilde ispatlamak. Bunun için adada dev bir role play sergiliyorlar. Andrew’a tam iki gün boyunca kurgusunu yaşama imkânı – şansı veriyorlar. Tabi ki bunu yaparken onu sürekli gözetim altında tutmak gerektiği için yanında bir ortak bulunuyor (Dr. Chuck Aule).

– Filmin sonunda Andrew görünüşe göre tedaviye cevap vermiyor. Tam düzeldiği anda bir plak gibi tekrar eski durumuna geri sarıyor. Sonuçta Alman doktorun savunduğu tedavi yöntemi yani lobotomi uygulanmasında karar kılınıyor.

“Canavar Olarak Yaşamak mı Yoksa İyi Bir İnsan Olarak Ölmek mi?”

Filmin genel çerçevesini böyle çizebiliriz. Ancak filme yerleştirilen detaylar ve son sahnede Andrew’un söylediği “Hangisi daha kötü olurdu? Canavar olarak yaşamak mı yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi?” cümlesi Andrew’un gerçekten hasta olup olmadığı konusunda soru işaretleri oluşmasına neden oluyor.

Sorulması gereken soru şu: Andrew kurguladığı öyküye gerçekten inanıyor mu yoksa inanıyormuş gibi mi yapıyor?

Bu soruya verebileceğim net cevap şu: Andrew tüm kalbiyle bu öykünün ya da kurgusunun gerçek olmasını istiyor. Yani iki yıldır herkese anlattığı bu kurguya ona inanmak istiyor; bunu bir tür  yansıtma ya da yansıtma mekanizması olarak kullanıyor. Öyküsünde karısı dumandan ölmüş, ev yangınını başka birisi (Laeddis) başlatmıştır. Dolayısıyla kendisi iyi bir insandır. Ancak sorun Andrew’un deli olmaması… Gerçeklikten kopamaması… İşte bu nedenle ne kadar uğraşsa da kurgunun gerçek olmadığını biliyor. Bu söylediklerimden Andrew’un tamamen sağlıklı birisi olduğu sonucu çıkarılmamalı. O sonuçta çok ağır bir travma geçiren birisi. Sağlıklı birisi olsaydı zaten o hastaneye gönderilmezdi. İşte bu nedenle gerçekle hayali kurgusunu karıştırdığı, halüsinasyonlar gördüğü anlar oluyor ancak tüm bunlara rağmen gerçekliği asla kaçırmıyor.

Detaylara geçmeden önce şunu söylemem gerekiyor. Zindan Adası filmiyle ilgili sayısız teori bulunuyor. Ben bu teorilerin senaryoya uygunluğunu iyi kontrol etmek gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde sayısız senaryo üretilebilir. Senaryoyla uyuşmayan teorilerin ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi filmde yer alan ve bu söylediklerimi destekleyen sahnelere göz atalım.

VAPUR SAHNESİ

Film boyunca Andrew’un davranışları analiz edildiğinde Alman doktorun hemen fark ettiği gibi (şömine önünde oturduğu sahne) onun kişisel bir özelliğinin oldukça öne çıktığı görülüyor. Bu özellik Andrew’un küçümsenmeye ve alay edilmeye asla tahammül gösterememesi… Bunu yapan kişileri her seferinde zekâsıyla onlar farkında olsun ya da olması alt ediyor ve bu yapmaktan çok hoşlanıyor. Andrew’un savunma mekanizması gerçekten çok güçlü. İşte vapur sahnesinde de onun yaptığı şey bu…

Andrew partnerinin yalan söylediğini bildiği için onu sıkıştıracak iki soru soruyor ve onun yalan söyleyen haline eğlenerek bakıyor. Andrew’un bu sahnedeki alaycı yüz ifadesine dikkat ederseniz ne söylemek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Ortağı oldukça ciddi ve gerginken Andrew ona alay eder gibi bakıyor. Cevapları dinlerken bir an bile gözlerini ondan ayırmıyor ve onun yalan söylerken çırpınan halini zevkle izliyor.

Portland da Neresi?

Andrew’un “Portland’da ot falan mı içiyorsunuz?” sorusuna, ortağı “Seattle bürosundanım.” diye cevap veriyor. Teddy aynı soruyu filmin sonlarına doğru ona yine soruyor. Hem de hiç ilgisiz bir yerde ve birden bire (Fener kulesine gitmeden önce). Andrew bu soruyu ona neden soruyor hiç düşündünüz mü?

Büyük resmi unutmayalım. Doktorlar Andrew’un kurgusunun imkânsızlığını ona göstermek istiyorlar. Onların amacı bu. Andrew kendi kurgusunda adada kaybolan Rachel Salondo’yu aramaya gelen bir dedektif. Kurgusunda onun bir partneri yok. İşte tam da bu yüzden ortağı olduğunu söyleyen kişinin kim olduğunu çok iyi biliyor. Andrew ona bu soruyu sorarak kendisinin ondan zeki olduğunu ispatlıyor. Aşağılanmaya, alay edilmeye hiç gelmeyen karakterini bu soruyla besliyor. Ortağı olduğunu söyleyen doktoru yalan söylerken onu izlemek istiyor.

Peki neden Portland? Çünkü Andrew kendi kurgusunda Boston’da bulunan bir dedektif. Partneri Boston’dan geldiğini söyleyemez ayrıca Protland’dan geldiğini de… Çünkü Andrew’un neden Protland dediğini bilemiyor. Eğer Bostan’dan geldiğini söylerse onun kurgusuna destek vermiş olur ki bu onun asla yapmayacağı bir şey. Doktorlar onun kurgusunun gerçek olamayacağını ispatlamak istiyorlar; ona destek olmak değil. Bu yüzden Chuck onun bu sorusunu “Seattle bürosundanım.” diye cevaplıyor. Andrew da bunun doğru olmadığını bildiği için her iki sahnede de gözlerini ona dikerek alay edercesine ona bakıyor.

Andrew’un hiçbir şeyin farkında olmadığını düşüneneler bu sahneye nasıl bir açıklama getirebilirler acaba?

Hastaneye yaklaşırken özellikle gösterilen elektrikli teller, oldukça yüksek duvarlar ve yüksek güvenlik önlemleriyle hapishanenin bir kaleden farksız olduğu vurgulanıyor. Hapishanenin bu yönünün vurgulanması Rachel’ın buradan kaçmasının imkânsızlığına bir gönderme. Doktorların Andrew’un kurgusunu çökertmek için uğraştıklarını unutmayalım.

Görevli McPherson’a silahları teslim ederlerken gerçek bir polis olan Andrew silahı tek hamlede belinden sökerek teslim ederken gerçekte bir polis olmayan ortağı silahı belinden çıkarırken oldukça zorlanıyor. Bu sırada Andrew’un “Dersine iyi çalışmamışsın!” temalı alaycı bakışlarını kaçırmayın. Andrew onun polis olmadığını tabi ki çok iyi biliyor. Aynen İngilizce öğretmeni olduğunu iddia eden birisinin İngilizce bilmemesi gibi bir durum bu.

İLK KARŞILAŞMA SAHNESİ

Doktor ve Andrew’un filmin sonuna kadar hiç durmadan sürecek karışıklı ve zekice hamleleri henüz ilk karşılaşmalarından itibaren başlıyor. Eskiden hastalara yapılan kötü muameleleri anlatan doktorun “Hatta boğuldukları bile oldu!”derken Andrew’a nasıl baktığına dikkat edin. Onun çocuklarının gölde boğulduğunu biliyor. Doktorun bilmediği şey Andrew’un şu an kim olduğunu gayet iyi bildiği. Örneğin doktor, Andrew’a hastaları tedavi etmeye çalıştıklarını söylediğinde Andrew’un cevaplarına dikkat edelim. Andrew aslında her bir cümlesiyle kendisini anlatıyor ve beni tedavi etmekle uğraşmayın, mesajı veriyor. Şu cümleler Andrew’a ait:

“Bu insanlar saldırgan birer suçlu değil mi?” / “İnsanlara zarar verdiler!” / “Öldürdükleri bile oldu…” /

“Bu durumda onları tedavi ile hiç uğraşmayın…” /

Bu cümleler kimi anlatıyor? Tabi ki Andrew’un ta kendisini… Andrew kim olduğunu net olarak hatırlıyor.

Doktor Aslında Andrew’un Karısını Anlatıyor

Ofiste geçen konuşmada doktorun bir hamlesine daha şahit oluyoruz. Onun hapishaneden kaçtığı söylenen Rachel’ı nasıl tarif ettiğine dikkat edelim. Bu tarif tıpatıp Andrew’un karısına uyuyor.

“Üç çocuğunu da öldürdü.” / “Onları evinin arkasındaki gölge tek tek boğdu.” / “Kadın bir savaç dulu…” (Andrew’un kendisi bir gazi… Hatırlatma-çağırışım yapıyorlar.) / “Buraya ilk geldiğinde hiç yemek yemedi…” (Muhtemelen bunu yapan Andrew’du…) /  “İki yıldır bu kurumda kaldığını kabul etmedi. Burayı evi sanıyor.” / “Çocuklarının ölmediği sanısını devam ettirebilmek için karmaşık bir kurgu oluşturdu. Bize bu kurguda roller dağıttı… ” Bu tarif ettiği kişi tam olarak Andrew… Ancak Andrew’un tavırlarından ilk cümleyi duyar duymaz doktorun neyden ya da kimden bahsettiğini anladığı görülüyor. Bir anda geçmişine flash back yapılması da bunun bir kanıtı.

Bu arada Andrew’un partnerinin yani aslında bir doktor olan Chuck’ın Andrew’a bakışını da kaçırmayalım. Sonuçta o da bir doktor ve Andrew’un verdiği tepkileri gözlemliyor.

Burada şu notu paylaşmak gerekiyor: Bu yaşananlar Andrew’un iki yıldır doktorlara anlattığı kurgunun sahnelenmesinden ibaret ancak Andrew doktorların hamlelerini ve tedavi için yaptıkları planın detaylarını bilmiyor. Dolayısıyla doktorlar şu an için ondan bir adım daha öndeler. Doktorların bu role play-deki iki temel amacını asla unutmayalım.

– Andrew’a kendi kurgusunun imkânsızlığını göstermek.

– Andrew’un aslında kim olduğunu kendisinin hatırlamasını sağlamak.

Ancak doktorların tahmin edemediği şey Andrew’un inanılmaz zeki birisi olması…

Gardiyanlar Arama Falan Yapmıyorlar

Arama çalışmalarında hiçbir gardiyanın arama yapmaması, kayalarda oturup muhabbet etmeleri Andrew’un gözünden kaçmıyor. Aslında hiç kimsenin arama falan yapmadığının ve her şeyin bir tiyatro olduğunun net olarak farkında. Ama Andrew bu role play’e devam etmek zorunda. Aksi durumda yani bu kimlikten çıktığı anda doktorların tedavisine cevap verdiğini onlara göstermiş olacak ve istediği şeye yani lobotomiye ulaşma şansı kalmayacak. Eğer ona ulaşamazsa bir canavar olarak yaşamaya devam edecek ki bu onun asla kabul etmeyeceği bir durum. Bu nedenle her şeyi gayet net olarak görse de sesini çıkarmadan devam ediyor.

Alman Doktorla Olan Konuşmada Yaşananlar

Yaşlı Alman doktor ve Andrew arasında geçen konuşmada da Andrew’un her şeyin farkında olduğunu gösteren ipuçları bulunuyor. Andrew’un filmin başında gemide, şu an bu odada ve filmin sonunda merdivende söyledikleri birbiriyle ilişkili. Andrew küçümsenmeye, alaya alınmaya asla katlanamıyor ve bunu hissettiği anda karşıdakini rezil ediyor. Bu, Andrew’un karakteristik bir özelliği ve bu özelliği kaybetmesi onun gerçek kimliğini unutmadığını ve delirmediğini göstermekte. Yaşlı doktor onun alkol almamasına şaşırıyor ve onun mesleği küçümseyici bir ifade kullanıyor. “Kafa çekmek sizin meslekte yaygın değil mi?” Andrew ise Peki ya sizin meslekte? deyince doktor ne söylemek istediğini anlayamıyor. Andrew onu rezil eden cümlesini burada söylüyor: “Sizin mesleği de ayyaş ve alkoliklerin işgal ettiğini sık sık duyuyorum!” Görüldüğü gibi Andrew alay edilmeye asla katlanamıyor.

Bu arada Alman doktora “Siz hiç ölüm kampı gördünüz mü? diye soran Andrew, ona yaşadıklarının hiç de küçümsenmeyecek şeyler olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Sadece bu sahne bile Andrew’un kendi kimliğini net olarak hatırladığını ispatlamak için yeterli. Çünkü Andrew savaşta Nazi soykırım kampını ve oradaki ölümleri gören birisiydi.

Sorgu Sahnesi

Chuck ve Andrew’ın bazı hastaları sorguladıkları sahne, Andrew’un her şeyin farkında olduğunu gösteren ve zekâsını konuşturduğu en net sahnelerden birisi.

Bu sahneyle alakalı ilk olarak şunu bilmek gerekiyor. Filmin sonlarına doğru Dr. Cawley’in buradaki hastalarla özel seans yaptığı onlarla ilgilendiğini görülüyor. Burada söylenenler çalışılmış sözler ve doktorun kurgusuyla uyumlu. Sorguya gelen ilk adamın en başta anlattıkları gayet samimiydi ve onun gerçek düşünceleriydi. Konu Rachel’a gelince adam önce doktor Chuck’a bir bakış atıyor ve sonrasında kendisine öğretilenleri bir papağan gibi tekrar etmeye başlıyor. “O, kendi çocuklarını boğdu.”diyor.Andrew onun kimden bahsettiğini çok iyi biliyor ve onun sözlerinden çok rahatsız oluyor. Ona nefret dolu bir bakış attıktan sonra eline aldığı kalemle yaptığı basit bir hareketle ve söyledikleriyle onu deli ederek kaçırıyor. Belki yalnız olsalardı başka hastalara yaptığı gibi fiziksel şiddet uygulayacaktı.

Sahte Rachel Sahnesi

Bu sahnede de Andrew’un aslında gerçek kimliğini bildiğini gösteren ipuçları bulunuyor. Sonradan hemşire olduğunu öğreneceğimiz bu kişi burada kritik bir rol üstleniyor. Onun adada kaybolan Rachel olduğunu söylemeleri Andrew’un kurgusuna vurulmuş büyük bir darbe. Eğer Andrew gerçekten hasta olsaydı bu akılcı hamleler onu tedavi edebilirdi.

Hemşire konuşmaya başladığı anda özellikle gölden bahsettiğinde Andrew aslında onun neyden ya da kimden bahsettiğini hemen anlıyor. Bu da rol gereği büründüğü dedektif kimliğine sıkışıp kalmadığını gerçek kimliğini hatırladığını gösteriyor. 

Alman Doktor ve Andrew Aslında Aynı Fikirde

Andrew filmin sonlarına doğru fener kulesine gitmek isterken Alman doktorlar karşılaşıyor. Bu sahnede Alman doktorun ve Andrew’un aynı fikirde olduklarını, her ikisinin de Andrew’u bir canavar olarak gördüklerini anlıyoruz ki bu konuşma Andrew’un her şeyin farkında olduğunun kanıtlarından birisi.

Doktor burada filmin son sahnesiyle ilişkilendirebileceğimiz bir cümle sarf ediyor. “Travma kelimesi Yunanca yara demektir. Sen yaralısın ve yaralar canavarlar yaratır.”Doktor onun travma geçirdiği için bir canavara dönüştüğünü söylemektedir. “Bir canavar görünce onu durdurmak gerekir.” diye de ekliyor. Doktor Andrew’a “Buna katılıyor musun?” diye sorduğunda Andrew katıldığını söylüyor. Andrew’un yapmak istediği şey de zaten tam olarak bu: Bir canavar olarak yaşamak istemiyor. Eğer Andrew kim olduğunu hatırlamasaydı Alman doktorun burada ne söylemek istediğini anlayamazdı. Ama aksine onu çok iyi anlıyor.

İkinci Portland Sorusu

 Andrew fener kulesine gitmek istediği sırada ortağıyla arasında geçen konuşmada ona birden bire “Portlanda’da hava şimdi nasıldır?” diye soruyor.Doktor, onun bu soruyu neden sorduğunu tam olarak anlayamıyor. Kısa bir süre onun yüzüne baktıktan sonra “Seattle’danım” diye cevap veriyor. Bu cevaptan sonra Andrew’un yüzünde inanılmaz bir küçümseme ifadesi beliriyor. Gözlerini kısarak birkaç saniye ona bakıyor. Hatırlarsanız Andrew aynı soruyu filmin başında vapurda yine sormuştu. Tam olarak aynı konuşma… ve aynı bakışlar… Bu bakışın tek anlamı var: Andrew hem filmin başında hem de burada hem bize hem de kendisini zeki zanneden doktora ayar veriyor ve şöyle diyor: “Senin kim olduğunu biliyorum. Hem de ilk andan itibaren…”  Dolasıyla Andrew doktorun onu yönlendirmediği kendisinin ondan bir adım daha ileride olduğunu anlatıyor.

Tüm bunlar Andrew’un kim olduğunu asla unutmadığını ve doktorların ne yapmak istediğini net olarak gösteren sahneler. Andrew’un tamamen sağlıklı olmadığını tabi ki biliyoruz. Yer yer halüsinasyonlar görüyor ve gerçeklikle hayali karıştırdığı anlar oluyor. Özellikle filmin sonlarına doğru… Çünkü adaya geldiği andan itibaren doktorlar ona ilaç vermiyorlar ve yaşanan oyunun da etkisiyle durumu kötüye gidiyor. Ancak Andrew ne yaptığını ve kim olduğunu özellikle filmin başlarında çok net olarak hatırlıyor.  Ancak bize Andrew’un akıl sağlığının yerinde olmadığını düşündürebilecek sahneler de yer almakta. Ancak onların tam da görüldükleri gibi olmadığını göreceğiz. Şimdi filmin kronolojik sırasına uyarak bu sahnelere tek tek göz atalım.

Sahnelerin Kronolojik Sıralamaya Uyarak İncelenmesi

Filmin hemen başında görülen ve temizlik yapan hastanın gülümseyerek Andrew’a el sallaması onu zaten tanıdığını gösteriyor. Elini dudağına götürerek sus işareti yapan diğer hastanın az sonra gülümsediği görülüyor. Bu hastaların hepsi iki yıldır bu hastanede bulunan Andrew’u yakından tanıyor.

Dikkat ederseniz görevli McPherson doktorları odada Andrew ile yalnız bırakmak istemiyor. Doktor ona teşekkür ederek odadan çıkmasını istediğinde onun bir an tereddüt geçirdiğini görebilirsiniz.

Dr. Cawley, Rachel’ın odadan kaçmasının imkânsızlığını anlatırken seçtiği kelimeler onun bu kurguya inanmadığını ve Andrew’un kurgusunda bu kaçma olayının yetersiz kaldığını vurguluyor. “Sanki buhar olup uçtu..”

Rachel’ın Odası ve 67. Hasta Notu

Bu sahneyi konuşmadan önce doktorların amacını tekrar hatırlatmak istiyorum. Doktorlar Andrew’un kurgusunun imkânsızlığını ona ispatlamak istiyorlar. Bu sayede ona hasta olduğunu kabul ettirecekler ve onu tedaviye ikna edecekler. Rachel’ın odasında Chuck’ın Racher’ın iki ayakkabısının da dolapta olduğunu ve bu şekilde bir yere kaçamayacağını söylemesi kurgu gereği. Buradan kaçmanın imkânsızlığını vurguluyor. Dikkat ederseniz Andrew ona destek veren tek kelime bile etmiyor; çünkü kendi kurgusuna göre Rachel buradan kaçmış olmalı.

Odada buldukları notu yazan kişi Dr. Cawley’in ta kendisi. Andrew notu bulduktan sonra “Sizce bu not öylesine yazılmış bir karalama mı?” diye soruyor. Doktorun notu nasıl savunduğuna dikkat edin. “Evet, öyle de olabilir…” falan demiyor doğrudan notu savunmaya geçiyor. “Hayır kesinlikle öyle değil, Rachel çok akıllıdır.” diyor. Çünkü bu kâğıt onun bir hamlesi ve hamlesini savunmak zorunda. Kâğıdı Andrew’dan almak için elini uzatması ve Andrew’un onu vermemesi aslında onu memnun ediyor. Andrew’un kurguya inandığını düşünüyor. Bu kağıt Dr. Cawley’in üç adımlık planının ilk ayağı. Bu sahnenin devamını doktorların evinde göreceğiz. Doktorlar ısrarla sayılar üzerinde oynayacaklar ve 67. hastanın Andrew olduğunu ima edecekler. Filmin sonundaki konuşmada ise doktor, Andrew’a “67. hasta sensin” diyerek onu hasta olduğuna ikna etmeyi son bir kez daha deneyecek.

Rachel’in Bu Hastaneden Kaçması İmkansız

Doktor(-lar) ısrarla Rachel’ın kaçışının imkânsızlığını anlatıyorlar çünkü onun kaçışı Andrew’un kurgusunun en zayıf tarafı. Onu buradan yakalıyorlar. Doktor Cawley “Kaçmak için buradan geçmeliydi ve o gece burada poker oynayan 7 adam vardı” diyor. Partneri ise “Görünmez mi oldu?” diyerek aslında üstü kapalı şekilde doktora destek veriyor ve Andrew’a karşı hamle yapıyor.

“Akıntılar Çok Güçlüydü”

McPherson’un verdiği bilgiler yine doktorun yapmak istediği tedavi ile aynı paralelde. Dün geceyi tarif ederken açık hiçbir kapı bırakmıyor.

“Akıntı çok güçlüydü.” / “Gel-git kara yönündeydi. Ölmüş ya da boğulmuşsa cesedini mutlaka görürdük.”

Ancak McPherson bu konuşmasında küçük bir hata yapıyor. Andrew “Mağaraları kontrol ettiniz mi?” diye sorduğunda oraya ulaşmanın imkânsızlığını anlatıyor. Bu, çok küçük de olsa Andrew’a bir koz vermek demekti ve bunu yapmamalıydı. “Kontrol ettik, orada hiç kimse yok…” demeliydi. Bu sırada McPherson ve doktor göz göze geliyor. McPherson, Chuck’a “Onun ayakkabısız olduğunu siz söylediniz” diyerek savunmaya geçiyor. Yani kurguyu bozan bir şey söylemedim merak etmeyin demek istiyor.

Andrew’un Doktorlara Karşı Büyük Zaferi: Personelin Sorgu Sahnesi

Dikkat ederseniz Dr. Cawley, Andrew’un personelle konuşma istediğini geri çevirmeye ondan kaçmaya çalışıyor. Bu isteği kabul etmemek için adeta direniyor. Bunun nedeni personelle konuşurken onların kurgusunu bozabilecek bir şeylerin olma olasılığı. Ancak Adrew ısrar edince bu toplantıyı kabul etmek zorunda kalıyor ve risk alıyor.

Sorgulama sahnesi sonuç olarak Dr. Cawley’in kaçmak istediği bir durumdu ama bundan kaçamadı. Muhtemelen toplantı öncesinde hepsiyle bir görüşme yaptı. Doktorun görevlilerden yapmasını istediği şey çok basitti. Herkes orada olduğunu ve hiçbir şey görmediğini söyleyecekti. Böylece Andrew’un kurgusu bir darbe daha alacaktı. Çünkü onun hayali kurgusuna göre Rachel bir şekilde o odadan kaçtı.

Bu arada arkada oturan hemşirenin ve diğer görevlilerin sırıttıklarını gözden kaçırmayalım. Bu tiyatronun farkındalar ve bu yüzden sırıtıyorlar.

İlk görevli Andrew’a doktorun istediği cevabı veriyor: “Ben görmeden o koridorda kimse odaya girip çıkamaz.” Ancak dikkat ederseniz doktor çok bir tedirgin yüz ifadesi var. Çünkü istemediği bir şey her an olabilir. Eğer böyle bir şey olursa planları ağır bir darbe alacak. Az sonra doktorun korktuğu başına geliyor. Andrew zekâsını konuşturuyor ve yere bakarak kendinden emin olmayan bir ses tonuyla konuşan Glen’in üzerine gidiyor. Çünkü ondan bir şeyler alabileceğinin farkında. Andrew gözlerini ona dikerek “Bana gerçeği söyle!” diye ısrar ediyor. Doktor tedirginlikle onun yanıtını beklerken Glen “Belki tuvalete gitmiş olabilirim.” deyiveriyor. Doktorun kalemi nasıl masaya vurduğuna dikkat edin. Andrew onun hamlesini tamamen boşa çıkardı. Bu Andrew’un zafer kazandığı bir an. Doktorun tezi o odadan hiç kimsenin kaçamayacağı yönündeydi ama şimdi bu tezi büyük bir darbe aldı. Demek ki Rachel görülmeden orada çıkmış olabilir.

Andrew, Alman Doktoru Fena Bozuyor

Andrew, şömine yanında yaptıkları konuşmada yaşlı doktorun aksanından onun Alman olduğunu meydana çıkarıyor ki buna Dr. Chuck ve Dr. Cawley bile çok şaşırıyor. Belki o ana kadar hiç kimse onun bir Alman olduğunu anlayamamıştı. Ancak Andrew kısa bir konuşmadan onun kimliğini ortaya çıkarabilmişti. Bu arada Alman doktorun kimliğini saklaması onun bir Nazi kalıntısı olmasından ya da olabiliyor olmasından kaynaklı. Nazileri kimse sevmiyor.

Sorgu Sırasındaki Kadın Hastanın Tavırları

Dr. Chuck ve Andrew’un hastaları sorguladıkları sahnede konuşan kadın, muhtemelen Dr. Cawley’in kendisine ezberlettiği cümleleri artarda sıralıyor. Andrew diğer hastalardan da duyduğu bu cümlelerin bir tür ezber olduğunun farkında. Hatta kadın hastanın hatırlayamadığı cümlesinin tamamlaması için ona yardımcı bile oluyor.

Bu dadının Andrew Laeddis adını duyunca gözlerinin dolması ve orayı terk etmesi muhtemelen Andrew’a duyduğu şefkatten ya da sevgiden ötürü. Çünkü Andrew Laeddis’ın şu an onun karşında oturduğunu çok iyi biliyor.

Kadının doktoru suya göndermesi tamamen bir kurgu. Zaten doktor onun kâğıda bir şeyler yazdığını yazı yazdığını görüyor. Bu yazı yani RUN (kaç) yazısı Dr. Cawley Andrew’un kurgusuna verdiği basit bir destek. Bu yolla onun kurguya hala inanıp inanmadığı ve onun Dr. Chuck’a güvenip güvenmediği test ediyorlar. Dikkat ederseniz partneri daha sonra bu olayı Andrew’a “O kadın not defterine ne yazdı?” diye sordu. Sonuç olarak bu yazı Andrew’un partnerine gerçekten güvenip güvenmediğini yani bu senaryoya inanıp inanmadığı test ettikleri bir yöntemdi. 

Mezar Sahnesinde Anlatılanlar

Yağmurlu bir gecede mahsur kaldıkları mezar sahnesinde Andrew’un anlattığı detaylar kendi kurgusunun ayrıntılarından ibaret. Dikkat ederseniz doktor bunları dinlerken heyecanlanmıyor bile çünkü tüm ayrıntıları zaten biliyor. 

Bu sahnede Dr. Chuck’ın, Andrew’un kurgusuna bu sahnede ilk kez bu kadar net olarak antitez ürettiğini görüyoruz. Doktor onun kurgusunu bir anda yerle bir edebilecek şeyler söylüyor. Bunu söyleme nedeni büyük resimde gizli. Doktorlar bu kurgunun doğru olmadığını ona göstermeye çalışıyorlar. Dr. Chuck’ın konuşmasındaki bir başka kritik cümle şu: “Racher’ın olduğuna dair en küçük bir kanıt gördük mü?” Andrew buna cevap veremiyor.

Bu arada Andrew “Bizi buldular!” dedikten sonra doktor yine kritik bir cümle sarf ediyor:  “Burası bir ada. Bizi her zaman bulacaklar!” Doktor bu cümleyle, Andrew’un mağarada saklandığını iddia ettiği Rachel’ın eğer gerçek olsaydı adada bulunacağını ve asla saklanamayacağını ima ediyor.

Bir Diğer Planlı Sahne: Doktorların Buluşma Anı

Adadaki tüm doktorların bir masa etrafında konuştukları sahne tamamen planlı gerçekleştirilen bir sahne. Zaten Dr. Cawley, Andrew’ı bilerek oraya davet ediyor. Doktorların kendi aralarında yapıyor gibi göründükleri bu konuşmanın hiç de göründüğü gibi olmadığını söyleyebiliriz.  Doktor, Andrew’un odaya girdiğinden emin olduğunda sayılarla oynamaya başlıyor. Bu tam olarak Andrew’un duymasını istedikleri bir konuşma. Doktor “C koğuşunda tam olarak 24 hasta var. diyor. Bunu söylerken hafifçe gülümsediğini kaçırmayalım. Bu pası iyi değerlendiren yaşlı Alman doktor A ve B koğuşlarında toplam 42 hastayı da bağlamaktan söz edince Andrew olaya müdahil oluyor. Toplam hasta sayısının 66 ettiğini ve kayıp hastayla birlikte bu sayının 67 olduğunu bu durumun notu da açıkladığını söylüyor. Andrew bu açıklamaları yaparken doktorun nasıl memnun olduğunu ve gülümsediğini kaçırmayalım. Her şey onun planına uygun gidiyor. Dr. Cawley işte tam da burada “Kayıp kişi yani Rachel bulundu.” diyerek planını uygulamaya devam ediyor.

Doktor, Rachel’ın bulunduğunu söylediğinde Andrew’un nasıl şaşırdığına ve cevap bile veremediğine dikkat edelim. Doktorun bu hamlesi onu şaşırtıyor çünkü onun kurgusunda Rachel asla bulunmamalıydı. Doktorların planladığı şeyin ne olduğunu bilmediği için bu kadar şaşırıyor.

Sahte Rachel Sahnesinde Yaşananlar

Bu sahnede doktorun planının ikinci adımını görüyoruz. Hatırlarsanız adaya ilk geldiklerin doktor Racher ile Andrew’un karısını özdeşleştirmişti. Sahte Rachel burada söylediği cümlelerle ona kendisinin Andrew’un karısı Dolores olduğunu düşündürdü. Ancak sonrasında birden saçmalamaya başladı yani açıkça deli rolü yapmaya başladı.  Bu Andrew’un kabul etmekten kaçtığı bir durumdu. Yani o karısının karısı delirdiğini kabul etmek istemiyordu ve çocuklarını bu yüzden kaybetmişti. Doktorlar karısının delirdiği gerçeğini ona bu şekilde hatırlatıyorlar.

Andrew’un Rüyaları Ne Anlama Geliyor?

Bilindiği gibi Andrew rüyasında toplama kampında olduğunu görüyor. Bu sahneler onun daha önce görev yaptığı Nazi kampı baskını sırasında yaşananlara bir gönderme. Yerde ölü bir halde uzanan anne ve çocuğu daha önce gerçek hayatta aynen bu şekilde görmüştü. Şimdi zihni ona bir oyun oynuyor. Sahte Rachel’ı kendi çocuğuna sarılı halde görüyor. Sahte Rachel’ı yani hemşireyi baştan beri kendi eşiyle özdeşleştiren doktorların söyledikleri ve az önce yaşadığı olay onun bu rüyayı görmesinde etkili oluyor. Çocuğun “Bizi kurtarman gerekirdi!” demesi onun kendi içinde yaşadığı pişmanlığı yansıtıyor.

Rüya görmeye devam eden Andrew bu kez daha önce bahsettiği yaralı yüzlü kundakçıyı yani Laeddis’ı görüyor. Elinde kibrit bulunan bu hayali adam ona göre karısının ölümünden sorumlu kişi. Ancak böyle bir kişi gerçeklikte asla olmadı. Daha sonra C koğuşunda yüzü yaralı bir adamın ona saldırdığını Andrew’un ise onu ölesiye dövdüğünü göreceğiz. Andrew onu Laeddis ile bağdaştırdığı için o kadar sert davranıyor.

Andrew’un rüyasında çocuğu suya kendi elleriyle bırakma nedeni yaşadığı suçluluk duygusu. Onların ölümlerinden kendisini sorumlu tutuyor.

Andrew burada rüya içerisinde bir rüya daha görüyor. Karısı kendisine yine Teddy diye hitap ediyor. Karısının Leydis’ın ölmediğini ve burada olduğunu söylemesi onun iki yıldır tekrar ettiği kurguya ne kadar inandığını gösteriyor. Bu kurgu neredeyse onun gerçekliği haline gelmek üzere…

C Koğuşunda Gerçekleşen Yüzleşme Ne Anlama Geliyor?

Andrew’un kurgusunda Rachel dışında ikinci önemli kişi Leydis. Andrew baştan beri onun C koğuşunda tutulduğunu iddia ediyordu. Ayrıca C koğuşu Andrew’un kurgusunda deneylerin yapıldığı yer. Dikkat ederseniz partneri film boyunca pek yapmadığı bir şeyi burada yapıyor ve onu yönlendiriyor. Ona karmaşadan yararlanarak C koğuşuna gitmeyi teklif ediyor. Andrew’un tedavisinde C koğuşu olmazsa olmaz ve onun içine girmek zorunda. Zaten Dr. Cawley deniz fenerinde geçecek konuşmada bu sahneye gönderme yapacak. “İki gün boyunca her yeri gezdin, deneylerin yapıldığı gizli odalar nerede? Onları bulabildin mi?” diyerek onun kurgusunun çöküşünü sağlayacak.

Burada Andrew’a saldıran adamın yüzünde yara olduğu görülüyor. Ayrıca adamın hareketlerinden onun bir deli olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen Andrew hayali kundakçının yüzünde yara olduğunu söylerken bu adamın görünüşünden etkilenmişti. Andrew’a saldıran bu kişi gerçekten bir deli ve ona zarar vermek istiyor. Bu sahnede gördüğümüz şey Andrew’un sinirlendiği zaman öfkesini gerçekten kontrol edememesi… Bu sahne bize doktorun fener kulesinde yaptığı konuşmanın haklılığını göstermekte. Şu cümleler Dr. Cawley’a ait: “Her ne kadar istesem de seni kendi fantezi dünyanda bırakamam. Eğitimli ve tehlikelisin.”

C koğuşu aslında tamamen boş ve burada Andrew’un iddia ettiği gibi gizli deneylerin yapılmadığı çok açık.

Andrew’un C koğuşunda bu mahkûmla yaptığı konuşma mağara sahnesindeki konuşma gibi tamamen hayali bir konuşma değil. Tamamen diyorum çünkü Andrew konuşmanın sonlarında karısı Dolores’in de konuşmaya dahil olduğunu görmekteyiz. Andrew’un gerçekle hayali karıştırdığı ve aynı anda yaşadığı sahnelerden birisi…

Fener kulesinde gerçekleşecek konuşmada Andrew’un bu konuşmasının transkriptinin doktorun elinde olduğunu görüyoruz. Doktor Andrew’a bu konuşmadan bahsederken “Dün yaptığınız konuşmanın transkripti” demektedir. Doktor muhtemelen Andrew’un oraya kadar geleceğini hesapladığı için diğer hücrelerin birisine bu konuşmayı dinleyen belki yazıya döken birisini bırakmıştı. Aksi takdirde bu konuşmanın içeriğini bilme imkânı yok.

George İle Yüzleşme Anı: “Sen Labirentteki Bir Faresin!”

Onu tedavi etmek isteyen doktorlar Andrew’un bu kurgusunu da boşa çıkarmak zorundaydılar. Onu George ile yüzleştirdiler ama bu yüzleşmede arada parmaklık olmalıydı çünkü Andrew yine ona saldırabilirdi. Bu yüzleşme sonucu Andrew onun kendi kurgusunda bahsettiği kişiden çok farklı olduğunu anlayabilirdi ama Andrew bu yolu tercih etmedi. George’un söylediği her cümleyi kendi kurgusuna uyarlamayı tercih etti. Yani konuşmayı istediği gibi algıladı ve gerçeği çarpıttı. George muhtemelen onun söylediklerini kabul etmeyen ona gerçeği anlatmaya çalışan birisiydi. Ona Laeddis diye hitap edince Laeddis olmamak için her şeyi yapabilecek olan Andrew onu darp etti.

George’un konuşmasında söylediği şey tam olarak bu: Konu hep buydu. Konu Leydis…

“Ben önemsizdim. Senin buraya girmen için bir araçtım. Senin söylediklerin yüzünden buradayım.” George’un bu sözlerle kastettiği aslında hapishane değil C koğuşu. Andrew’la yaptığı kavga ve tartışma onun buraya gelmesine neden oldu ve bu olay iki hafta önce gerçekleşti. Yani George sadece iki haftadır burada.

“Bu bir oyun. Araştırma yaptığın yok. Sen labirentteki bir faresin. O kişi ortağın değil…” sözleri bu adamın adadaki diğer herkesin bildiği bu büyük oyunu bildiğini gösteriyor ve diğer herkesin bildiği gerçekler. Gerçekten de her bir cümlesi doğru.

Ancak ben ikinci kısmın yani karını bırakmalısın, gitmesine izin vermelisin diye ilerleyen kısmın tamamen hayali olduğunu düşünüyorum. Andrew aynen rüyalarda olduğu gibi burada da kendisiyle ve iç sesiyle konuşuyor. Şu cümleler George’a değil Andrew’un iç sesine yani vicdanına ait ve dikkat ederseniz doktorun açıkladığı transkripte bu ifadeler yer almıyor:

“Hem gerçeği öğrenip hem de Leydis’i öldüremezsin. Bir seçim yapmalısın.” Çünkü Leydis diye bir kişi yok. Leydis’ın peşinden gidersen asla iyileşemeyeceksin. Yani onun kendin olduğunu göremeyeceksin.

“Ben buraya kimseyi öldürmeye gelmedim.” diyen Andrew’a vicdanı hiç düşünmeden “Yalancı…” diye bağrırır. “Karın öldü, bırak gitsin…” Evet, Andrew karısını öldürmek zorunda… Eğer onu öldüremezse yani gitmesini izin vermezse asla iyileşme olanağı bulunmuyor.

Ancak burada karısı Dolores de konuşmaya dahil olur. Bir tarafta Andrew’un vicdanı George olarak konuşuyor ve ona yapması gerekeni söylüyor. Aynı anda diğer tarafta karısı yani kalbi ve hisleri konuşmaktadır ve ona baskı yapmaktadır. Andrew tercihini net olarak kalbi ve hislerinden yana yapıyor ve onu bırakamayacağını söylüyor. Bu durumda vicdanı bastırıldığı için George karanlığa doğru çekiliyor ve susuyor.

Dr. Chuck’un Andrew’a Verdiği Kağıtta Ne Yazıyordu?

Doktorun C koğuşundan çıktıktan sonra ormanlık alanda Andrew’a vermek istediği kayıt Andrew’un kendisiyle ilgiliydi. Bunun ne olduğunu fener sahnesinde göreceğiz. Andrew eğer o kağıdı alırsa kurgusuna devam edemeyeceğini ve kim olduğunu hatırlamak zorunda kalacağını iyi biliyor. Bu yüzden ortağına artık güvenmediği gibi bir tavır sergileyerek kâğıdı almıyor ve böylece köşeye sıkışmıyor.

Andrew inanılmaz zeki birisi ve doktorlardan her zaman bir adım daha ileride. Doktorların yaptığı hamlelerin farkında. Doktorlar onun Rachel kurgusunu çökertti. Sonra C koğuşunda George’un aslında kurgusundaki kişi olmadığını da gördü. Ayrıca C koğuşunda Laeddis diye birisi de yoktu. Böylece onun Laeddis kurgusu da neredeyse çökmüş oldu. Artık elinde sadece fener kaldı ve ne olursa olsun oraya gitmek zorunda. Kağıdı alsaydı kendisini köşeye sıkıştıracaktı. Bunu bildiği için partnerine soğuk davrandı ve kağıdı almadı.

Mağara sahnesi…

Mağara sahnesinin tamamen Andrew’un gördüğümü bir halüsinasyon olduğunu ve bu sahnenin gerçek olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Andrew fenerde Dr. Cawley’e mağarayı kastederek “Az önce Rachel ile konuştum.” dediğinde doktor “Gördüğün hayaller sandığımdan daha şiddetli” diye yanıtlıyor.

Sahnenin gerçek olmadığı gösteren ipuçlarını şöyle sıralayabiliriz: Sigaranın uçurumun kenarında hem de rüzgârlı havaya rağmen düşmemesi… Andrew’un uçurumdan aşağıya inerken kağıdın kendisine doğru uçması… Yukarıda gördüğü cesedin aşağıya inince kaybolması… Aşağıda yer yerden anormal şekilde farelerin çıkması… Adada kaçak yaşayan birisinin yaktığı ateşin dışarıdan görülebilmesi. Yani saklanması gereken birisinin bu kadar tedbirsizce hareket etmesi…

Konuşmanın içeriğini analiz etmek gerektiğini düşünmüyorum çünkü bu konuşma baştan sona kadar Andrew’un iki yıldır herkese anlattığı hayali kurgusunun doğrulanmasından ibaret. Deney yapılan yüzlerce hasta… Kobay olarak kullanılan insanlar… Toplamda 66 kadar hasta olan bu hastanede zaten tüm bu söylenen yerlerin olmadığını, tüm kurgunun odaklandığı yer olan C koğuşunda bu tarz odaların olmadığını görmüştük.

Andrew konuşma sonrasında mağaradan ayrılmadan önce Rachel için tekrar geleceğini söylüyor. Ancak aldığı cevap şu: “Burada olmam. Gündüz dolaşıyorum. Her gece yer değiştiriyorum.” Rachel’in böyle konuşmasının daha doğrusu Andrew’un onu böyle konuşturmasının nedeni bu kurguyu doktorlara anlatan Andrew’un onların bu mağaraya gelerek burayı kontrol etme olasılıklarını yok etmek. Rachel sürekli yer değiştirdiğini söylüyor böylece onu kimse bulamayacak ve Andrew’un kurgusunun yanlışlığı ispatlanamayacak. Doktorların “Rachel bulundu.” Dediklerine Andrew’un o kadar şaşırma nedeni buydu. Kendi kurgusundaki Rachel’ı kimse tekrar bulamaz. Hatta kendisi bile.

Fener Sahnesi Öncesinde Dr. Cawley ve Andrew Arasında Gerçekleşen Konuşma

Bu sahnede Dr. Cawley’in kararlılığına şahit oluyoruz. O uyguladığı tedavi yönteminin başarıya ulaşmasını istiyor ve yöntemine inanıyor. Bu konuşmada Andrew’a partnerinin olmadığını adaya yalnız geldiğini söylüyor. Burada yapmak istediği şey Andrew’a bir şok yaşatmak. Bu hamleyle onu delirtmek istiyor, diye düşünenler olabilir. Eğer doktorun amacı bu olaydı fenerde yapacağı konuşmada partnerini ona göstermezdi. Eğer o şekilde hareket etseydi yaptığı bu hamlenin amacı onu delirtmek, diyebilirdik. Şu an tam aksine onu fenerdeki konuşmaya hazırlıyor. Amacı ona orada bir şok yaşatmak.

Dr. Cawley, Andrew’un fenere gideceğini biliyordu. Çünkü az önce de bahsettiğim gibi onun kurgusundaki unsurları tek tek çökerttiler. Geriye sadece fener kulesi kalmıştı ve Andrew oraya gelmek zorundaydı. Doktor ona bu sahnede kurguyu kendisinin oluşturduğunu örneklerle anlatmaya çalışıyor.

Kravatın Anlamı Nedir?

Filmde, Andrew doktorun arabasını havaya uçurmak üzereyken yaşanan ilginç bir kravat diyalogu bulunuyor. Bildiğiniz gibi Andrew’a o kravatı karısı hediye etmişti ve ona çok değer verdiğini bilmekteyiz. Filmin başından beri bu kravatı kullanıyor. Onun bu sahnede artık ona değer vermekten vazgeçtiğini görüyoruz. Bunun anlamı artık karısının öldüğünü kabullenmiş olması ve onun gitmesine izin vermesi… Ama tam bunu kabullenmiş görünürken suda boğulan çocuğu eşinin yanına gelerek onun elini tutuyor. Andrew çocuğu görünce HAYIR diyor. Yani tekrar bir geri adım atma ve onların gitmesine izin vermeme durumu yaşıyor. Bu da onun zihninin yaşadığı gelgitlerin bir göstergesi.

Bu arada karısının ısrarla feneree gitmemesini eğer oraya giderse öleceğini söylemesi Andrew’un zihninin aslında oyunun orada sonlanacağını bildiğini gösteren bir işaret. Onun ölmesi artık bu kurguya devam edemeyeceğini ve lobotomiden başka bir yol kalmayacağı anlamına geliyor ki Andrew bunu çok iyi bilmekte.

Fener Kulesinde Andrew’un Ateş Etmesi Ne Anlama Geliyor?

Kule sahnesinde Andrew’un ateş etmesi onun gördüğü halüsinasyonun şiddetiyle ilgili bir durum. Zihni bir süredir ilaç almaması ve bu yaşadıklarının da etkisiyle bu sahnede gerçekliği kaybediyor. Andrew film boyunca birkaç kez yaptığı gibi bu sahnede de hayal ile gerçeği karıştırıyor. Bu durumun aynısı mağara sahnesinde de yaşanmıştı. Ancak doktorlar onu yaptıkları hazırlıklarla kaçacak hiçbir alan bırakmadan sıkıştırıyorlar. Ne kadar inkar etse ve devam etmek istese de de zihni kurguyu devam ettiremeyeceğini anlıyor.  Bunu anladığı anda da baygınlık geçiriyor.  

Filmin Finalinde Geçen Diyalog Ne Anlama Geliyor?

Son olarak filmin final sahnesine değinelim. Eğer filmin sonunda Andrew’un söylediği bu cümle olmasaydı belki filmde gördüğümüz ayrıntıları birleştirmemiz mümkün olmayacaktı. Senaryoya zekice yerleştirilen bu cümle her şeyi açıklığa kavuşturan ve karanlıkları aydınlatan harika bir detay.

Aslında canavar kelimesini ilk kez Alman doktordan duyuyoruz: “Travma kelimesi Yunancada yara demektir… Yaralar canavarlar oluşturur ve sen yaralısın. Bir canavar gördüğümüzde onu durdurmak isteriz. Bana katılmıyor musun?” Bu cümlelere Andrew’a söylediği şey tam olarak şu: Sen bir canavarsın ve seni durdurmak gerekiyor.

Andrew zihninde karısını ve dolaylı olarak çocuklarını öldüğü gerçeğinin farkında. Bu gerçek çok ağır ve onu taşıması gerçekten çok zor. Dolayısıyla ondan yani bir canavar olarak yaşamaktan kaçmak istiyor. İşte tam bu durumda lobotomi onun için büyük bir şans.

Ancak doktorlara “Benim akıl sağlığım yerinde değil, bana lobotomi uygulayın.” deme şansı yok. Çünkü bu çok ağır ve geriye dönüşü olmayan bir müdahale.  Andrew’un önünde hapishanede kendi kurgusal dünyasında yaşama gibi bir şansı da yok. Çünkü eğitimli ve tehlikeli birisi. Üstelik bu kurgusunun aksine laflar eden kişilere saldırabiliyor. Alman doktor ona hemen lobotomi uygulamak istese de idealist diyebileceğimiz doktorlar ısrarla Andrew’u tedavi etmek istiyorlar. Onu bu durumda bırakmak istemiyorlar. Bu nedenle bu devasa rol play’i kurguluyorlar.

Andrew bu oyuna katılmak istemediğini söyleyemez. Söylediği anda zaten kendi kurgusunu inkâr etmiş kendisini canavar olarak yaşamaya mahkûm etmiş olacaktır. Bu nedenle bu oyuna katılmak ve onu sonuna kadar oynamak zorundaydı ve tam olarak bunu yaptı.

Peki, Andrew cümleyi söylemek için neden son ana kadar bekledi? Bu durum onun en karakteristik özelliği ile ilgili: Andrew küçümseme ve alaya asla katlanamıyor ve kim olursa olsun mutlaka cevap veriyor. Andrew doktora “Endişelenme ortak bizi yakalayamazlar” dedikten sonra doktor son anda Andrew’un zekasını küçümseyici bir cümle kuruyor. “Bu doğru. Biz onlar için çok zekiyiz.” Diyor. Bu cümledeki aşağılayıcı anlamı fark eden Andrew doktora vapurdakine benzer bir bakış atıyor. Onun bu sözüne cevap vermeli. Doktorları ve lobotomi için gelen kişiyi tek tek süzdükten sonra doktora dönüyor ve diyor ki “Hangisi daha kötü olurdu? Bir canavar olarak yaşamak mı yoksa iyi bir adam olarak ölmek mi?” İşte bu cümle doktorun beynini yakıyor. Çünkü Andrew bu cümlesiyle bilinçli bir tercih yaptığını ima ediyor.

Ayağa kalkıyor ve arkasından Teddy diye seslenen doktora bakmıyor bile. Çünkü artık istediğini aldı ve oyuna devam etmesine gerek yok. Onun adı Teddy değil Andrew.

Son olarak kendisine yardımcı olmaya çalışan doktorun gözlerine bakarak adeta ona teşekkür ediyor. “Sen elinden geleni yaptın, bu benim kendi tercihimdi.” Hiçbir karşı koyma emaresi göstermeden kendi tercihine doğru yürüyor. 

Zindan Adası film incelemesini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

1 Yorum Yapıldı. “Zindan Adası (2010) İncelemesi – Andrew Hasta mı Değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir