Space Odyssey (2001)- Uzay Yolu Macerası Analizi

Stanley Kubrick imzalı bu film hakkında konuşurken filmin 1968 yılında çevrildiğini unutmamak gerekir. Filmin 2001 yılında tekrar gösterime girmesi ve şu an hala film hakkında konuşuyor olmamız bile onun zamanının çok çok üzerinde bir yapım olduğunun kanıtı.

Bu film eğer günümüzde çevrilseydi filmin müziklerinin değişeceğine ve gereksiz-sıkıcı sahnelerinin çıkarılacağına eminim. Filmin iki buçuk saat sürmesi, bazı sahnelerin gerçekten gereksiz yere uzun olması ve kullanılan müziklerin bazen oldukça kulak tırmalayıcı olabilmesi film hakkında söyleyebileceğim olumsuzluklar.

Kullanılan metaforlar gerçekten çok ağır ve filmin pek çok noktası tamamen seyircilerin yorumuna bırakılmış. Filmin toplam beş yıllık bir çalışma sonucu ortaya konulduğu düşünülürse filmde tahminimizden çok daha fazla ayrıntı ve mesaj bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Aya insan gönderilmesi ve uzay çalışmaları konusunda Amerika ve Rusya arasında inanılmaz bir rekabet olduğu düşünülürse filmin Amerika’nın uzay çalışmaları konusunda psikolojik üstünlüğü ele geçirmesine pozitif katkı yaptığı söylenebilir.

Bu kadar yoğun göndermelerin olduğu bir filmi seyreden hemen herkes filmden kendine göre anlamlar çıkartabilir. Bu nedenle benim söyleyeceklerim de filme dair kendi yorumlarımdan ibaret olacaktır.

Birinci Bölüm: Dawn Of Man / İnsanın Şafağı, İnsanın Uyanması…

Filmin açılışında bomboş ve hiçbir hayat eseri görülmeyen dağlık alanlar ve çöller gösterilmektedir. Daha sonra ilkel yaşamın örneklerini sergileyen maymun ya da evrim basamağında maymunun birkaç adım ötesine geçmiş maymunsu yaratıkların hayatlarından kesitlere şahit oluyoruz. Bu sahnelerin doğrudan evrimi anlattığını söyleyebiliriz. Uzay çağına da geçilse aslında temel ihtiyaçlar ve davranışlar değişmemekte sadece farklı şekillere evrilmektedir.

Otla beslendiklerini gördüğümüz bu maymunlar içgüdüsel olarak yiyeceklerine uzanan bu yaban domuzlarına tepki verseler de birlikte sorunsuz bir şekilde ve gruplar halinde yaşamaktadırlar. Uzay gemisinde göreceğimiz insanlar da aynen bu maymunlar gibi gruplar halinde yaşamaktadırlar.

Maymunların dinlenme, barınma ve aile olma ihtiyaçlarını birlikte yaşayarak giderdikleri ve çocukları olduğu görülmektedir. İnsanlarsa barınma ihtiyaçlarını evlerde ya da uzay gemilerinde karşılamaktadır. Heywood adlı karakterin bu sahnede çocuğu olduğu özellikle gösterilmektedir.

Maymunlar doğal sistem içerisinde yaşayan yırtıcılara av olabilmektedirler. İnsanlar birbirinin etini yemese de güçlü olanın güçsüzü yediği ve yok ettiği kapitalist sistemde de av ve avcıların varlığı bir gerçektir.

Bu su kaynağı büyük olasılıkla çöldeki nadir su kaynaklarından birisidir ve başka bir maymun ailesi de bu kaynaktan yararlanmak ister. İki grup arasında şu an için herhangi bir kavga meydana gelmez ve diğer grup suya yaklaşamadan uzaklaşır. Bu sahnede gördüğümüz insanlar masa etrafında aynen maymunların su etrafında toplanmasına benzer şekilde oturmakta ve kendilerine tehdit oluşturabilecek başka insanlardan bahsetmektedirler. Hem maymunlar hem de insanlarda gördüğümüz temel içgüdüler aynıdır. Bir hava otobüsünün belli bir bölgeye iniş izni verilmemesi maymunların diğer grupları sudan uzak tutmaya çalışmasına benzemektedir. Her iki grup da bölgede değerli bir şeylere sahiptir ve kimsenin oraya yaklaşmasına izin vermezler. Ayrıca maymunlar nasıl diğer grup elemanlarını dışlıyorlarsa bu adamın ve kadının bakışlarından onların dr. Heywood’a güvenmediği ve sadece ondan bilgi almaya çalıştıkları anlaşılmaktadır.

Maymunlar bir sabah uyandıklarında çok ileri bir yaşam formu tarafından büyük olasılıkla veri toplamak ve gözlem yapmak amacıyla gönderildiği anlaşılan bu nesneyi görürler. Nesnenin etrafında toplanan maymunlar ona dokunmaktan başka bir şey yapamazlar, onun ne olduğunu bile anlayamazlar. Bu sırada nesnenin üzerinden güneş ve ay birlikte görülmektedir. Bu sahnenin aynısını ilerde ay yüzeyinde tekrar göreceğiz. Ancak bu kez teknolojik olarak daha geniş imkanlara sahip olan insanlar bu nesnenin ay yüzeyine bilerek gömüldüğü sonucuna varacaklardır. Nesne hakkında bildikleri tek şey onun ay yüzeyine 4 milyon yıl önce gömülmüş olmasıdır. Onun kaynağını ve var oluş amacı hakkında hiçbir bilgileri yoktur. Buradan hareketle bu nesneyi yapan ve gönderen üstün varlıklar olduğunu, bu varlıkların evrenin çeşitli noktalarını uzun süredir gözlemlediklerini ve veri topladıklarını söyleyebiliriz ki bu bilgi bize final sahnesini daha iyi anlamamız için yardımcı olacak.

Nesneyi gönderen üst varlıklara göre hala ilkel durumda oldukları anlaşılan insanlar aynen maymunlar gibi nesnenin etrafını sararlar ve onun ne olduğunu anlayamazlar. Nesneye verdikleri tepki aynıdır: Ona anlamsızca dokunmak… Belki de bu nesneyi gönderen üstün varlıklar, ayda keşif yapan bu insanları kendilerine kıyasla maymunlar kadar ilkel yaratıklar olarak görmektedirler.

Bu sırada kemiklerin bir başka işlevini keşfeden bu maymun bununla av yapabileceğini hayal eder. Az sonra bu maymunu elinde kemikle ve etle görürüz. Kemiği kullanarak ilk avını gerçekleştirmiştir. Bir sonraki sahnede tüm maymunların yakınında birer kemik olduğu ve hepsinin et yemeğe başladığı görülür. Ancak kemiğin işlevi bununla sınırlı kalmaz. Bu kez maymunlar onunla kendi hemcinslerine saldırırlar ve belki de ilk kez kendilerinden birisini öldürürler. Maymunlar silahın bir güç olduğunu keşfederler. Aynen insanlar gibi…  Devletlerin silahlanma için inanılmaz büyüklükte kaynak aktarımı yaptığını unutmamak gerekiyor. 

Yaklaşık on beş dakikalık bu görüntü burada biter ve aya doğru bir yolculuk yaptığı anlaşılan bir gemiyi izlemeye başlarız. Bu gördüğümüz uzay yolculuğunun son derece olağan hale geldiği bir gelecektir. Bu sahnelerin 60’lı yıllarda çekildiğini düşününce filmin inanılmaz bir hayal gücünü yansıttığını söyleyebiliriz. Hayal etmenin ötesinde, geleceği bu şekilde ekrana yansıtabilmek de ayrıca bir deha gerektirmektedir.

Bu sahnede ses tanımlama teknolojisini kullanıldığını görmekteyiz. Burada gördüğümüz uzay manzaralı kafe şu an bile bizi heyecanlandırabilmektedir… Uzaydan gerçekleştirilen bu görüntülü konuşma film yapımcılarının hayal gücünü göstermektedir. Ayrıca ay yüzeyine muhteşem bir üs kurulduğunu; astronotların ay yüzeyinde gezinti yaptıklarını, bu sırada uzay mekiğinin adeta bir helikopter gibi üsse iniş yaptığını görmekteyiz. Yapay zekâya sahip bir bilgisayarın 1960’lı yıllarda hayal edilebilmesi ve onun insan zekasıyla mücadele etmesi,  uzay gemisi yolculuğuna alınan insanların uyutularak aylar sonra uyandırılacak olması, uzay gemisinde yapay güneş ışığının bile düşünülmüş olması gerçekten harika detaylar.

Bu sahnedeki insanların Doktor Heywood onların yanına gelmeden önce anlaşılmayan bir lisanla konuştukları ama o gelir gelmez konuştukları dilin İngilizceye dönüştüğü ve Doktor Heywood masadan kalkarken dillerinin yine değiştiği görülmektedir. Bence bunun nedeni şu: Maymunların kendi aralarında bile gruplaşmalar yaşadığı görmüştük. Aynı durum insanlar için de geçerli. Bu masadaki kişiler; doktor Heywood’un farklı bir birimde çalıştığını; kendilerinden yüksek bir statü sahibi olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla kendi aralarında başka bir dil kullanmaları bu statü farkına işaret. Maymunlarda gördüğümüz gruplaşmalar modern hayata bu şekilde yansımaktadır.

Bu konuşmada bilim tarihinin en önemli buluşunun yapıldığı ama bunun insanlardan gizlendiği ve algı yönetimi yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu konuşmanın Amerikan bayrağı önünde ve uzayda gerçekleştirilmesi, doktorun burada ellerinin cebinde olması ve çok rahat bir tavır sergilemesi, yetkililerin birbirlerine imalı bakışlar atması, tabi ki filmin tamamıyla birlikte düşünüldüğünde uzay çalışmalarında Rusya’ya karşı verilen psikolojik savaşta bir üstünlük kurma çabası olarak görülebilir. Zaten daha sonra bu konuşmanın moralleri yükselttiği söylenecektir.

Toplantı odasının 3 tane sinema perdesi ile çevrili olmasının bu toplantının film öncesi gerçekleştirilen görüşmelere bir gönderme olduğu söylenebilir.  Filmin hazırlık aşamalarının 5 yıl sürdüğü söylenmektedir. Örneğin şu cümle; filmle ilgili görüşlerin paylaşılması ve fikir sahibi kişilerin isminin filmin sonunda belirtilmesi olarak okunabilir. Şu soruya verilen cevap aslında soruda doğrudan filmin kamuoyuna ne zaman duyurulacağı hususunun irdelendiğini göstermektedir. 

İkinci bölüm: Jupiter Görevi

İkinci bölüm daha farklı bir konsepte sahiptir ve 926 milyon km. lik Jüpiter yolculuğuna çıkan Keşif 1 adlı uzay gemisinde yaşananları anlatmaktadır. Spiker yolculuğun 3 hafta önce başladığını ve şu an uzay gemisinin 148 milyon km. uzakta olduğunu söylemektedir. Bu durumda geminin haftada yaklaşık 49 milyon km yaptığını ve tüm yolculuğun ise yaklaşık 19 hafta yani 4.5 – 5 ay arasında süreceğini söyleyebiliriz.

Bu bölümde insan ve yapay zeka arasındaki mücadeleyi görmekteyiz. Hel 9000 adlı bilgisayarın duygularının olup olmadığının sorgulandığı sahneleri görmek, 60’lı yıllardan günümüzü hatta daha da ilerisini görebilen Stanley Kubrick’in zekasına hayranlık duymamıza neden olmaktadır. Aslında bu bölümde yapay zekânın insanları adeta birer denek gibi gözlemlendiğini, kendini onlardan daha üstün bir yere konumlandırarak onlar hakkında kararlar aldığını bu açıdan uzay gemisindeki insanların neredeyse hayvanat bahçesinde bulunan canlılar gibi her an gözlendiklerini söyleyebiliriz. Filmin finalinde bu söylediğimin zirve noktasının yaşandığını göreceğiz.

Space Odyssey – Bir Uzay Yolu Macerası film incelemesininin tamamımı 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir