Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Better Call Saul – 3. Sezon | İnceleme

Televizyon dünyasında sıklıkla karşımıza çıkan spin-off dizilerin başarıyla sonuçlandığı ise pek nadirdir. Hele söz konusu Breaking Bad gibi ben dahil pek çok kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi dizi ise spin-off için başarı çıtasının göklerde olduğunu söylemek mümkün. Tabii bu kadar büyük beklenti hem avantaj hem dezavantaj. Kucaklamaya hazır kitlesinin olması güzel olsa da yüksek beklentileri karşılamak hiç kolay değil. Fakat Breaking Bad’in ve Better Call Saul’un arkasındaki bir numaralı isim olan Vince Gilligan zeki bir adam ve bu durumu nasıl yönetmesi gerektiğinin gayet farkında…

Better Call Saul, Jimmy McGill’in Breaking Bad’in sevilen avukatı Saul Goodman’a dönüşüm sürecini anlatan bir prequel niteliğinde. Dizi aslında bir yandan Breaking Bad’den bağımsızmışçasına ilerliyor, diğer yandan ise Breaking Bad’den gelen karakterleri hikayenin içerisine yedirerek biz Breaking Bad hayranlarını mest ediyor. Tabii bunu yaparken hiç aceleci davranmıyor hatta aksine Breaking Bad karakterlerine muhtaç olmadıklarını haykırmak istercesine olayları ağırdan almayı tercih ediyor. Geride bıraktığımız üçüncü sezon ise sezon öncesinde beni önceki sezonlara göre çok daha fazla heyecanlandıran bir sezondu. Bunun da sebebi elbette Breaking Bad’in efsanevi karakterlerinden Gus Fring’in olaylara dahil olacağının müjdesinin verilmesiydi. Gus Fring’in Better Call Saul’a katacaklarından çok ümitliydim ama ne yazık ki umduğumun aksine üçüncü sezonda dizi önceki sezonlara göre yükselmek yerine düşüşe geçti…

Dizinin ikinci sezonuna Jimmy ve huysuz abisi Chuck’ın arasındaki ilişki damgasını vurmuştu. Bu sezona da ikili arasındaki iyice gerilen ilişkiyle başladık. Amaçları uğruna her türlü sahtekarlığı yapma potansiyeline sahip Jimmy ve doğrularından asla şaşmayıp Jimmy’den de aynısını bekleyen Chuck arasındaki gerilimin sonu mahkeme salonlarına kadar taşındı ki tamamen mahkeme sahnelerinden oluşan beşinci bölümün üçüncü sezonun zirvesi olduğunu rahatlıkla söylemek mümkün. Her ne kadar idealistliği, doğrudan şaşmazlığı takdire şayan olsa da Chuck’ın kardeşine karşı sevgi beslememesi ve Jimmy’nin kendisine karşı olan iyi tutumunu hiçe sayması seyirci gözünde Chuck’ı adeta bir Skyler White seviyesinde kötü karaktere çevirdi. Chuck ile ilgili olayların kendini tekrarlayan bir hale gelmesi ise sıkıntı olmaya başladı. Her ne kadar Michael McKean’in son derece başarılı oyunculuk performansının hakkını teslim etmek gerekiyor olsa da Chuck karakteri iyice tahammül sınırlarını zorlar hale geldi… Öte yandan Jimmy’nin avukatlıktan uzak kaldığı süreçte el attığı yeni iş alanı ise gayet ilgi çekiciydi.

Saydığım bazı olumsuzlukları olsa da Better Call Saul hala ekranların en izlenesi, en kaliteli yapımlarından biri. Muhteşem yönetmenliği, kurgusu televizyon standartlarının çok üzerinde. Bazı çekimler öyle başarılı ki diyalogsuz kısımları bile soluksuz bir şekilde izletmeye devam ediyor. Fakat artık dizinin senaryo kısmının biraz daha hızlı ilerlemesi gerekiyor. Breaking Bad 4. sezonda temposunu arşa çıkarmış ve ardından 5. sezonla muhteşem bir final yapmıştı. Umarım Better Call Saul için de benzer bir planlama yapılmıştır ve dizi gelecek sezondan itibaren yeniden yükselişe geçerek zirvede sonlandırmayı başarabilir.

 

FRAGMAN

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir