Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!
Bird-Box-1

Bird Box (2018) – Detaylı Film İnceleme / “Asla Gözlerini Açma”

Görmenin ölmekle eşdeğer olduğu bir dünyanın nasıl olacağını merak ediyorsanız Birdbox sizi tam iki saat boyunca böyle bir atmosferin içerisine davet ediyor. Dünyanın sonu teorilerine farklı bir alternatif sunarak katkıda bulunan bu yapım, dünya üzerindeki tüm insanların tam olarak ne olduğu anlaşılmayan bir güç tarafından intihar etmeye yönlendirilmesini konu almakta.

Bird Box, genel olarak başarılı bir yapım olsa da neredeyse Sandra Bullock’in oyunculuğunun gölgesinde kalmış diyebilirim. Onun yerine bir başka oyuncu olsaydı eminim film bu etkiyi veremez ve bu kadar başarılı olamazdı ya da filme haksızlık etmemeye çalışarak şöyle söylemek daha doğru olabilir: Sandra Bullock’in performansı filmin kalitesini artırmış.

Filmin ayrıntılarını konuşmadan önce filmi henüz seyretmemiş olanlar için şunları söylemek isterim. Bird Box, kaliteli bir yapım. Filmin künyesinde bulunan korku etiketi bu film için çok uygun olmasa da izleyicileri gerilim atmosferine çekebilmeyi ve filmin sonuna kadar merak ve heyecan duygusunu devam ettirmeyi başarıyor. Bu tarz gerilim filmlerinde pek rastlamadığımız türden bir duygusallığı da senaryosunda barındıran yapım bu yönüyle artı bir puanı hak ediyor. IMDB’de gördüğümüz bu puanın (IMDB puan: 6,6) bu yapım için çok yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bence bu puanın verilme nedeni filmin finali…

Detaylara geçmeden önce son olarak filmin konusunu spoiler vermeden kısaca belirtmek istiyorum.

Az önce söylediğim gibi nereden geldiği ve ne olduğu belirsiz bir varlık kendisine bakan kişileri bir anda delirtmekte ve onların intihar etmelerine neden olmaktadır. Bu esrarengiz varlıklarla baş edebilmenin tek yolu gözleri kapamak ve onlara bakmamaktır. Dünyanın çeşitli yerlerinde saklanarak ve bu varlığa görülmeden hayatta kalmayı başarabilmiş insanlar bulunmaktadır. Bu insanlardan birisi olan Malorie daha büyük bir gruba ulaşabilmek için iki çocukla birlikte nehirde günlerce sürecek bir yolculuğa çıkar.

Bu yapımla ilgili söylemek istediğim ilk ayrıntı; Malorie ve kardeşinin hastane çıkışından itibaren başlayan ve yaklaşık 10-15 dk kesintisiz olarak verilen kaos ortamının başarısı. İnsanların delirmesi, kahramanlarımızın araba içerisindeki çaresizliği, hiç beklemediğimiz bir anda aracın takla atması ve Jessica’nın intiharı… Özenle hazırlanmış bu sahneler sayesinde filmin bizi içerisine çekmek istediği atmosfere girmekte hiç zorlanmayız.

Gizemli yaratıklar ya da varlıklar tam olarak nedir?

Ne yazık ki bunların tam olarak ne olduğu ya da nereden geldiği filmde netliğe kavuşmamaktadır. Ancak filmde onların ne olduğuna dair birkaç teori duyarız. Evde sıkışıp kalanlardan birisi olan ve diğerlerini kurtarabilmek için kendisini feda edebilecek kadar iyi birisi olduğunu göreceğimiz Charlie’nin teorisine göre; bu son maçtır. İnsanlık yargılanmış ve suçlu bulunmuştur. Bu yargılama, antik efsaneleri ya da çeşitli din ve mitolojilerde farklı isimlerde karşımıza çıkan şeytani veya ruhani yaratıklardır. Tüm mitoloji, inanç ve efsaneler tek bir noktada birleşmektedir: İnsanlığın sonu… Charlie’ye göre dünya üzerinde olan şey budur.

Bir başka teoriyi John Malkovich’in canlandırdığı karakterden dinleriz. Ona göre bu karaktere göre bu Kuzey Kore ya da İran kaynaklı bir biyolojik savaştır.

Bir başka sahnede yaşlı kadın sokakta koşuştururken bir şey hissettiğini ya da duyduğunu ifade eder ancak onun ne olduğunu soranlara bunu bilmediğini söyler. Zaten yaşlı kadın kadın onu görmemiştir görse zaten bu sahnede yer alamazdı.

Ben bu varlığın tek bir bedeni olan büyük bir yaratık olduğunu düşünmüyorum. Onun göremesek de onun etkilerini gördüğümüz pek çok yerde genelde havada uçuşan yapraklar ya da küçük nesneler bulunmaktadır. Ancak Malorie’nin pencereden dışarıya  baktığı bir sahnede daha büyük bir yaratığın da geçiş yaptığını da gözden kaçırmamak gerekiyor (21:10). Bu büyük gölge ya da yaratığın kameralara yakalandığına da şahit olmuştuk. Buradan hareketle küçük varlıkların yanında onların daha büyük versiyonlarının da ortalıkta dolaştığı söylenebilir. Bu büyük gölgenin küçüklerin ardından gelmesi de onun bir tür beyin olduğunu ve diğerlerini öncül askerler gibi önden gönderdiğini göstermektedir.

Bu gizemli varlıkların özellikleri hakkında neler söylenebilir?

Öncelikle ilk bakışta bunların maddi yani fiziksel bir bedenlerinin olmadığı düşünülmektedir. Hiçbir sahnede fiziksel bir beden göremeyiz. Havada uçuşan nesneler onların görüldüğü sahnelerin en belirgin özelliğidir. Ancak az önce bahsettiğim sahnelerden hareketle onların bir bedene sahip olduklarını ve istedikleri takdirde görünebildiklerini söyleyebiliriz. Çünkü daha sonra bahsedeceğim bazı kişilerin onlara baktıkları ve bir tür güzellikten bahsettikleri görülmektedir. Fiziksel olarak bir varlığa sahip olmasalardı bu kişilerin bu sözleri mantıksız olurdu.

Tom’un intihar ettiği sahnede yer alan davranışlarına baktığımızda onun bu sahnede fiziksel bir varlık gördüğü kesin gibidir. Onların neye benzediğine dair filmdeki tek ipucunu sonradan onları görebilen kişilerden birisi olduğunu anlayacağımız adamın çizimlerinde görürüz. Çizimlerdeki bu yüzlerin pek iç açıcı olmadığı açık.

Bu varlıkların onları gören herkeste intihar odaklı bir etki oluşturduğu görülmektedir. Örneğin Malorie’yi kurtarmak için gelen kadın bir anda çok daha önceden ölmüş olan annesiyle konuşmaya başlar ve ardından yanan araca binerek kendisini öldürür. Jessica’nın araçta gözlerinin bir anda dönüşüm geçirdiğini ve hiçbir şey görmeden ya da kimseyle konuşmadan intihar ettiğini görürüz. Aynı şekilde filmin ana karakterlerinden olan Tom’un da bu yaratığa bakar bakmaz göz bebeklerinde değişim gerçekleşir ve kendisini vurarak öldürür. Bu arada bu varlıklara nesnelerin renk ısılarını gösteren gelişmiş bir kamera görüntüsü kullanarak bakılsa bile aynı etkinin oluştuğunu da acı bir tecrübeyle öğrenmekteyiz. 

Yaratıklar, gözleri kapalı olduğu için etki edemediği kişileri onlarla konuşarak etkilemeye çalışmaktadır. Tekne yolculuğu sırasında ve sonrasında bu varlığın defalarca Malorie’ye ve çocuklara ismiyle hitap ettiğine ya da çeşitli zihinsel oyunlar yaparak farklı kişilerin seslerini kullandıklarına şahit olduk.

Bu gizemli varlıklara bakan herkes intihar mı etmektedir?

Filmde uzunca bir süre bu varlıklara bakan herkesin intihar ettiğini düşünsek de kahramanlarımızın sığındıkları eve gelen bir yabancı sayesinde bu durumun istisnalarının olduğunu öğreniriz. Bu adam bu varlıktan hiç etkilemeden ortalıkta dolaşan bazılarının kendisine saldırdığını söyler. Bunlar suç işleyen delilerin kaldığı bir akıl hastanesinden çıkan kişilerdir. İşte bu an bu gizemli varlığın akıl sağlı tam olarak yerinde olmayan kişilere daha farklı bir etki yaptığını anlarız. Bu konuşma anında adam, saldırganların kendilerini bu yaratığa bakmaya zorladıklarını söyler. Kendisinin bakmadığını söylese de konuşurken göz temasından kaçması onun yalan söylediğini göstermektedir ki zaten bu adamın evdekilere aynı şekilde saldırdığına ve onları bu yaratığa bakmaya zorladığına şahit olacağız.

Markette kendisini içeri almaları için yalvaran adam Charlie’yi, Charlie de o adamı tanımaktadır. Birbirlerine ismiyle hitap ederler ama dikkat ederseniz Charlie onun biraz çılgın olduğunu söyler. Yani bu adam da akıl sağlığı tam olarak yerinde olmayan birisidir ve evdeki adamla aynı cümleleri kurmakta, yaratığın çok güzel olduğunu söylemektedir. Tıpkı tekne yolculuğunda Malorie’ye saldıran adam gibi… Evdeki çılgın adamın ağzından da aynı cümleleri duyarız. Sonuç olarak bu yaratığın akıl sağlığı az veya çok yerinde olmayan kişileri intihara sürüklemediğini, onları kendisini bir kölesi haline getirdiğini ve onları sağlıklı insanlar için bir tehlikeye dönüştürdüğünü söyleyebiliriz.

Kuşlar ve gizemli yaratık arasındaki bağ nedir?

Tekne yolculuğunda Malorie’nin saldırı altında olduğu an kutuda bulunan kuşların çılgınca öttüğünü görmüştük. Markette, yaratığın etkisinde olan adam henüz kapıyı zorlamadan kuşların yine huzursuz olduklarını görürüz. Malorie, kuşlara bakarak bir terslik olduğunu anlamıştır. Sonradan deli olduğunu anlayacağımız adam da kuşların sesinden rahatsız olmuş ve onları dondurucuya kapatmıştı. Filmin sonundaysa filme de adını veren büyük kafesi görmekteyiz. Kafesin içerisinde 1000’lerce kuş bulunmaktadır. Görme engelli adam kuşların ne işe yaradığını söyler: “O şeyler geldiklerinde görebilen insanları uyarıyorlar. Etkili değil ama önlem işte…”.

Kuşların onları kaçırma ya da engelleme gibi bir etkileri bulunmuyor. Sadece bir uyarı sistemi olarak işe yaramaktadırlar.

Finalde ne oldu?

Final sahnesinde kahramanımız Malorie çocukları ve kendisini güvenli bölgeye ulaştırır. Daha sonra da film sona erer; erer ama bizler aklımızda oluşan sorulara net cevaplar bulamamanın hayal kırıklığıyla baş başa kalırız. Ben bu filmin devamının çekilmesini çok isterim. Tüm sahnelerine oldukça emek verildiği anlaşılan ve kaliteli oyuncuların rol aldığı bu yapım böyle bırakılmamalı… Eğer film böyle kalırsa unutulup gidecek ve hafızalarımızda sonu iyi bağlanamayan kaliteli bir film olarak yer alacak… Ancak eğer aynı kalitede bir devam filmi gelir ve senaryoya yakışan bir finalle sonlanırsa unutulmaz filmler arasında kendisine yer bulabilir. Sizce bu olasılıklardan hangisi olacak?

Malorie’nin İçsel Değişimi ya da Yolculuğu

Filmin ana karakteri Malorie’nin içsel yolculuğu filmde o kadar güçlü anlatılmaktadır ki bu incelemeyi yaparken acaba film sadece onun geçirdiği bu değişime ve yolculuk boyunca öğrendiklerine mi odaklanıyor diye düşünmedim değil… Şimdi neyden bahsettiğimi kısaca anlatmak istiyorum.

Önce Malorie’nin psikolojik durumuna bir göz atalım.

Filmin hemen başında Malorie’nin kız kardeşi onun ziyaretine gelir. Bu sırada Malori’nin kendisini dış dünyaya tamamen kapattığını görürüz. Buzdolabı neredeyse tamamen boştur ve kardeşi onun için yiyecek getirmektedir. Bu sırada açtığı müziğin sesi o kadar yüksektir ki dışarıdan bile duyulmaktadır. Malorie’nin dünyayı kasıp kavuran intihar olaylarından haberi bile yoktur.

Bu arada onun çizimlerine bakan kız kardeşi çizimlerde yalnız insanlar gördüğünü belirtir ama bu onun anlatmak istediği şey değildir. Malorie çizimlerdeki yalnızlığın tesadüf olduğunu anlatmak istediği şeyin insanların iletişim kuramaması olduğunu söyler.

Filmde insanlarla iletişim kuramayan ya da kurmayan kişi aslında kendisidir. Kız kardeşinin konuşmalarından onun annesiyle iletişim kurmadığını öğreniriz. Malorie, babası için olumlu düşüncelere sahip değildir. Muhtemelen bebeğin babası olan Ryan adlı kişiyle tüm bağlarını kopardığı da anlaşılmaktadır. Malorie karamsar ve melankolik çizimlerinde aslında kendi iç dünyasını anlatmaktadır.

Onun tüm film boyunca bebek sahibi olmak istemediğini ve ondan kaçtığını görürüz. Malorie, bebeğin cinsiyetini öğrenmek istemez. Doktor ondaki bu durumu fark ettiği için onu evlatlık verebileceğini söyler ve ona bir broşür uzatır. Malorie, ona dikkatle bakar ve çantasına koyar. Belli ki bunu daha sonra tekrar düşünecektir.

Hastane girişinde dikkat çekici bir sahne yaşanır. Malorie, telefonla konuşan bir kadına dikkatle bakar. Aynı anda kendi kız kardeşi de telefondadır. Bu onun iletişime kapalı olduğunu ya da toplum içerisinde bile olsa yalnız kaldığını göstermektedir; çünkü onun telefonda konuşacağı hiç kimsesi yoktur.

Ancak ilginç olan şey aynı kadının hastane çıkışında intihar etmesi ve Malorie’nin bunu görmesi… Az önce belki hayranlıkla baktığı kadının ölümü ona korkularında ya da çekincelerinde haklı olduğunu göstermiştir. Baştan aşağıya mavi giyinen Malorie diğer insanlarla iletişim kanallarını kapatma konusundaki kararının doğruluğunu bir kez daha anlar.

Evde sıkışık kaldığında çocuğun doğum zamanı gelmesine rağmen onun hala kabullenmek istemez ama sonunda çocuk sahibi olur. Ancak bu düşünceye ona o kadar uzaktır ki çocuğa isim bile vermez. Bakmak zorunda kaldığı Olympia’nın çocuğu ve kendi çocuğuna film boyunca kız ve oğlan diye seslenir. İlginç olan çocukların da ona Malorie diye hitap etmeleri…

Bir tane çocuktan bile kaçmak ve onu kabullenmek istemeyen Malorie iki çocuğa bakmak zorunda kalır. Tekne yolculuğunda en etkileyici sahnelerden birisi yaşanır. İçlerinden birisi nehrin sularının hızlandığı yerde yönlerine bakmak zorundadır aksi takdirde teknenin kayalara çarpma olasılığı vardır. Ancak gözlerini açarak bakacak kişi ölümü göze almak zorundadır. Malorie suya hangi çocuğun bakacağına yani hangisini feda edeceğine bir türlü karar veremez; sonunda hiç kimse bakmayacak, diyerek kararını verir. Bu onun aradan geçen 5 yıl içerisindeki değişimini gösteren önemli bir andır. Ancak o hala çocuklara kız ve oğlan olarak seslenmektedir ve iletişime kapalı kalmaya devam etmektedir.

Final sahnesinde kutuyu açtığında kutuda üç tane kuş olduğunu görürüz. Aynen kendileri gibi… Bu üç kuş özgürlüklerine uçarken bu kez onlar büyük bir kafesin içerisine girmişlerdir ancak dış dünyayı düşündüğümüzde bu güvenli bölgenin onların özgürlüğünü temsil ettiği söyleyebilir. Dolayısıyla özgürlüklerine kavuşan sadece kuşlar değildir… Kuşlarla birlikte onlar da özgürdür. Bu arada Malorie’nin film boyunca atlara ilgi duyması ve onları görünce hüzünlenmesi onların da özgürlüğü temsil eden hayvanlar olması…

Malorie film boyunca belki de ilk kez bu kadar içten gülümser ve çocuklara isim verir. İşte bu onun çocukları kabullendiği ve aslında iletişim kurmaya karar verdiği andır. Filmin başında asık bir suratla aşağıya bakarken gördüğümüz Malorie’yi bu kez yukarıya doğru ümitle bakmaktadır. 

IMDB PUANI: 6,6

FİLMANALİZİ PUANI: 6,9

Bird Box (2018) film analizini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

1 Yorum Yapıldı. “Bird Box (2018) – Detaylı Film İnceleme / “Asla Gözlerini Açma”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir