Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Netflix’in Yeni Dizisi The I-Land İncelemesi

Bilim-kurgu ve beyin yakıcı dizi takipçilerinin unutamadıkları dizilerden bir tanesinin Lost olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar dizinin sonu çoğu izleyiciyi tatmin etmese de Lost tam altı sezon boyunca bizleri ekrana bağlamayı başarmıştı. Lost’tan neden mi bahsediyorum? Çünkü Netflix’in yeni gizem dizisi The I- Land, çoğu sahnesiyle Lost’u anımsatıyor.

Dizinin Konusu

Lost’ta bir uçak kazası sonrasında bir adanın üzerinde kumsalda uyanan insanlar görmüştük.  The I- Land neredeyse aynı sahneyle açılış yapıyor. Eksik olan sadece uçak kazası. The I- Land’ın hemen başında bir kumsalda uzanan tam 10 kişi görüyoruz. Bir süre sonra kendilerine gelen ve konuşmaya başlayan bu kişiler orada ne yaptıklarını ya da kim olduklarını hatırlamıyorlar. Dizi ıssız bir adada hafızasını kaybetmiş bir halde uyanan bu kişilerin hikayesini anlatıyor.

Yazının bundan sonraki kısmı spoiler içermektedir.

Genel İzlenimlerim

Öncelikle dizi üst kalitede bir yapım değil. Özellikle ilk bölümde senaryonun sıradanlığı canımızı sıkmaya yetiyor. Bir adada uyanan ve hafızasını kaybeden, sonrasında aralarında gruplaşmalar başlayan, adadaki görev dağılımı konusunda anlaşmazlıklar yaşayan karakterleri seyretmek gerçekten çok klişe. Liderlik konusunda yaşanan tartışmalar, bazı karakterlerin çeşitli sırlar saklaması ve sanki adayla ilgili bir şeyler biliyormuş gibi tavırlar sergilemesi, adada bulunan ve oraya nasıl geldiği anlaşılamayan çeşitli eşyalar… Evet, özellikle ilk iki bölüm bu klişelerle geçiyor.

The I- Land’ı Farklı Kılan Şey Nedir?

Eğer yapıma biraz şans verirseniz ve klişelere takılmadan seyretmeyi sürdürebilirseniz üçüncü bölümle birlikte dizinin farklılığını görebiliyorsunuz. Dizinin agresif karakteri Chase, yediği sağlam bir darbe sonrasında gözünü bir tür klinikte açıyor. Daha sonra gerçekler bize adım adım gösterilmeye başlanıyor. Chase ve diğer karakterlerin aslında Teksas’ta bir ıslahevinde hapis atan suçlular olduğunu öğreniyoruz. Bunu öğrendiğimiz anda adadaki karakterlerin sergilediği agresif davranışların, kavgaların hatta tecavüz olaylarının neden bu kadar sık yaşandığını anlamış oluyoruz. Aynı zamanda adanın etrafının neden çok saldırgan köpek balıklarıyla dolu olduğunu da… Simülatör yapımcıları onların adadan ayrılmak gibi bir ümide kapılmasını istemiyorlar.

Peki, Nedir Bu Simülasyonun Amacı?

En basit tanımlamayla bunun bir ıslah programı olduğunu söyleyebiliriz. Hükümet destekli bu programda suçluların geçici bile olsa hafızaları silindiği takdirde yeni bir başlangıç yapıp yapamayacakları araştırılmaktadır. Özel bir odada bir sıvının içerisinde uyutulan bu kişiler zihinsel olarak adaya aktarılmakta ve gerçekliğine inandırıldıkları bu ada hayatında sergiledikleri davranışları gözlemlenmektedir. Örneğin ilk iki sezonda oldukça agresif ve güvenilmez davranışlar sergileyen aynı zamanda adadaki iki kadına farklı zamanlarda tecavüz etmeye kalkışan ve sürekli yalan söyleyen Moses karakteri ümitsiz bir vaka olarak görüldüğü için bıçakla öldürülmüş olarak bulunuyor. Yani Moses similasyon dışına alınıyor.

Sonuç

The I-Land ortalama bir gizem ve macera dizisi. Benim IMDB’de bu diziye verdiğim puan 5. Bu bence dizi için yeterli bir puan. Eğer diziyi seyretmek isterseniz bunu beklentilerinizi hayli aşağıya çekerek ve gerçekten de çok klişe sahnelere ve diyaloglara sabrederek yapmalısınız. Özellikle üçüncü bölümle birlikte dizinin farklılığını ortaya koymaya başladığını görebilirsiniz. Ancak bu farklılık diziyi seyretmek ya da beğenmek için yeterli mi, diye sorarsanız benim cevabım net: Hayır, yeterli değil.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir