Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Sıra Dışı ve Muhteşem Bir Fransız Filmi… Koku: Bir Katilin Hikayesi (2006)

Koku: Bir Katilin Hikayesi 18. yüzyıl Fransa’sında geçen sıra dışı bir yapım. Benzersiz ve orijinal bir senaryo başarılı bir kurguyla birleşince ortaya seyir zevki yüksek bir yapım çıkmış. Filmin pek çok yerinde gerektiğinde içsel betimlemeler yapan III. şahıs anlatımları kullanılıyor. Böylelikle karakterin iç dünyasını daha iyi anlama şansı yakalıyoruz.

Filmde koku duyusu inanılmaz ölçüde gelişmiş Jean-Baptiste Grenouille’in hikayesi anlatılıyor. Jean-Baptiste, Fransa’nın en kalabalık şehri Paris’in en pis kokan yerinde bir balıkçı tezgahının altında dünyaya geliyor. Çocukluğu bir yetimhanede geçen Jean-Baptiste büyüdüğünde dünyanın en mükemmel parfümünü yapmak için çaba veriyor. Ancak bu çabaları onu kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar karanlık noktalara taşıyor.

Videonun bundan sonraki kısmı spoiler içermektedir.

Bilindiği gibi Jean-Baptiste, tüm dünyayı ayaklarına serebilecek gibi güce kavuştuktan sonra dünyaya geldiği yere gidiyor ve parfümün kalanını üzerine boşaltarak intihar ediyor. Bunun nedeni neydi? Formülü tamamlamak için hayatını riske atan ve cinayet işleyebilecek kadar gözü dönen Jean-Baptiste neden bir anda her şeyden vazgeçti?

Jean-Baptiste ilk kez şehre indiği zaman onun iç dünyasını betimlemek için kullanılan tanımlamalardan dikkat çekicisi onun aç gözlülüğü… Jean-Baptiste kokular konusunda doymak bilmeyen bir iştaha sahipti. Onun bu özelliği bence filmin en temel yapısal mantığını oluşturuyor.

İnsanüstü bir yetenek

Bu sahne onun koku yeteneğini iyi anlayabilmemiz için özenle hazırlanmış. Jean-Baptiste henüz 12-13 yaşlarındayken çevresindeki her varlığı sadece kokusunu duyarak ayırt edebiliyor. Suyun içindeki canlıları ve varlıkları bile… Hatta yeteneği sayesinde varlığını hissettiği bazı şeylerin adını bilemiyor. Yani bildiği kelimeler onun deneyimlerini adlandırmaya yetmiyor.

Henüz çocukken kendisine zarar vermek için hızla atılan bir elmadan bu yeteneği sayesinde kolaylıkla kurtuluyor.

Jean-Baptiste tabakhanede çalışırken dış dünyanın farkına varıyor. Bu dünyada hiç keşfetmediği yepyeni kokular olmalıydı. Tabakhanenin dışındaki dünya onun için adeta bir ütopyaydı. Bu ütopik dünyaya adım attığında orada duyduğu kokular onu kendinden geçirmeye yetmişti. Hiçbir koku ayırımı yapmadan tüm kokuları duymak istiyordu. Binlerce kokunun oluşturduğu koku harmonisini o en minik parçalara kadar ayırıyor her bir kokuyu ayırt ediyordu. Paris’teki ünlü bir parfüm üstadının ayırt bile edemeyeceği kokuları ayırt etmek, yeni ve inanılmaz parfümler yapmak onun için sıradan bir uğraştan başka bir şey değildi.

Otuzlu yaşlarına geldiğinde bu yeteneği o kadar gelişiyor ki artık insanların neler yaptığını onları görmese bile sadece koku duyusuyla algılayabiliyor. Bu sahnede muhafızın onu yanlış yönlendirmesi onun doğru yolu bulmasını engelleyemiyor. Onu yeteneğini daha iyi anlamamızı sağlayacak bir başka sahne de tam olarak bu. Jean-Baptiste çok uzak mesafelerden avının kokusunu alabiliyor.

Onun Asıl Amacı…

Onun asıl amacı dünyanın tüm kokularına sahip olmaktı. İşte bu nedenle ulaşabildiği her kokuyu derinlemesine içine çekiyordu. Şehre geldiğinde etrafında binlerce insan olmasına rağmen sadece bir kişinin kokusu onun dikkatini çekmişti. Kadının ne istiyorsun soruna verebilecek bir cevabı yoktu. Çünkü o sadece kadının ten kokusunun peşindeydi. Kadının ölü bedenini koklarken ve her bir koku zerresini içine çekerken kokunun kaybolduğunu fark etti. Onu kendisinden geçiren koku kaybolmuştu. İşte bu nedenle o asıl amacına bağlı kalmak şartıyla yeni bir alt amaç edindi: Kokuları saklayabilmek…

Evet, bunu öğrenmeliydi. Her şeyin ama her şeyin kokusunu saklamayı öğrenmek istiyordu. Aç gözlüğünü onu karanlık noktalara doğru sürüklemeye başlamıştı bile.

Jean-Baptiste insansı duygulardan o kadar yoksundu ki sevimli bir kediyi hiç acımadan deneyi için kullanabiliyordu. Jean-Baptiste, başka bir şehre geldiğinde adım adım insan kokusunu nasıl muhafaza edebileceğini öğrendi. İlk deneyi için bir kadını bu kez bilerek ve isteyerek öldürebilmişti. Adeta gözü dönmüştü ve amacına ulaşmak için insan öldürmekten artık çekinmiyordu. Köpek üzerinde yaptığı deney başarılı olmuştu. Artık o ten kokusunu bile saklamayı başarabiliyordu.

Jean-Baptiste o kadar açgözlüydü ki onun durması artık mümkün değildi… Yapabileceği her şeyi yapmalıydı. Biz onun yeni amacını aslında şehre gelirken dış sesten dinlemiştik. Kendisinin sıra dışı olduğunu herkese göstermeliydi. Diğer insanlar tarafından fark edilmemek onu bitiriyordu.

Hatırlarsanız parfüm ustası ona her parfümde aslında 12 esans olduğunu öğretmiş ve parfümlerle ilgili pek çok detay vermişti. Ardından ona eski bir Mısır efsanesinden bahsetmişti. Bir Mısır firavununun kullandığı ve hiç kimsenin ne olduğunu bilemediği 13. esans bulunuyordu. Jean-Baptiste efsanenin ne anlama geldiğini bilemiyordu. İşte bu yüzden muhtemelen bu anlatılanların tamamen gerçek olduğunu düşündü. O insan tenlerinden aldığı kokularla 12 esansı tamamladı. O sadece genç ve güzel kadınların tenlerinin kokusunu alıyordu. Artık şehre ilk geldiği gibi değildi; seçici davranıyordu; insan tenlerinin kokusunda bile… Tam 12 cinayet sonrasında esansları karıştırarak 13. esansı elde etmeyi başardı. Peki, bununla ne yapacaktı?

Film bize bir sahnede bunun cevabını minik bir ipucuyla vermişti. Jean-Baptiste’i hırpalamak ya da en azından ona kızmak için yanına gelen adam küçük bir damla parfümün etkisiyle adeta kendinden geçmişti. Jean-Baptiste’e ricada bulunmaya başladı. Üstelik bu parfüm sadece bir tenden elde edilen minik bir parfümdü. On iki farklı parfümün bileşiminin nasıl bir etki meydana getireceğini final sahnesinde görüyoruz.

Sevgiye Hükmetme Gücü

Jean-Baptiste 13. esansı elde ettiği an insanların sevgisine hükmetme gücünü elde etti. Parfümün etkisi o kadar güçlüydü ki papa da dahil olmak üzere herkes adeta onun kölesi haline gelmişti. İnsanlar artık onu bir melek olarak görüyordu. Cinayetleri başkası işlemiş olmalıydı çünkü o bir melekti ve cinayet işlemiş olamazdı. Cellat bile önünde diz çöküyordu. Kızı katledilen acılı baba, Jean-Baptiste’in canlı canlı derisini yüzebilecek kadar ondan nefret eden acılı baba bile bu güç karşısında diz çökmüştü.

Her Şeyin Değiştiği An

Ancak Jean-Baptiste zirveye çıktığı anda bir şey oldu. Aşağıda gördüğü limonlar ona ilk cinayetinde öldürdüğü kadını hatırlattı. Kokusunu muhafaza edemediği kadını… Onunla her şey çok farklı olabilirdi. Jean-Baptiste gözlerini kapadığında yaşananları farklı hayal etmek istedi. Ancak bunu yapamadı… Onun ölü bedeni geliyordu gözlerinin önüne ve diğer tüm hayallerini bastırıyordu bu cansız beden.

Gözlerinden yaşlar döküldü Jean-Baptiste’in… Karşısındaki herkes ona saygı gösteriyordu ama gerçek anlamda onu seven hiç kimse yoktu. Parfüm onu diğer herkes gibi seven ve sevilen birisine dönüştüremiyordu. Ne olursa olsun elde ettiği şey yapay bir sevgiydi.

Jean-Baptiste doğduğu yere döndüğünde havanın soğuğuna rağmen birlikte yaşayan insanlar gördü. Daha doğrusu bu insanlar arasındaki doğal, yapay olmayan sevgiyi hissetti. Yaşam enerjisini gördü. İşte bu onun asla elde edemeyeceği tek şeydi.

O adeta lanetli birisiydi. Doğar doğmaz ağlama sesleriyle annesinin ölümüne neden olmuştu. Onu köle gibi satan kadın birkaç dakika sonra öldürülmüştü. Sadece onlar değil; Jean-Baptiste’i parfüm ustasına satan adam da aynı şekilde ölümle tanışmıştı. Üstelik Jean-Baptiste ayrıldıktan sonra parfüm üstadının evi başına yıkılmıştı. Evet, tüm bunlar onun üzerinde bu muhteşem yetenekle beraber bir tür lanetin olduğunu da gösteriyordu. Bu lanet aynı zamanda onu hiç kimsenin sevmemesini netice veriyordu. Henüz çocukluğunda bile arkadaşları onda farklı bir şeyler olduğunu anlamışlardı. Jean-Baptiste ne yaparsa yapsın diğer insanlar tarafından sevilen ve seven birisi olamayacağını anlamıştı. İşte bu onun için yolun sonu demekti; çünkü artık yaşaması için bir amacı kalmamıştı. Elde edebileceği her şeyi elde etmiş ve zirveye çıkmıştı. Ancak bu bile onun açlığını doyurmaya yetmemişti.

Amaçları onu yaşama bağlayan tek bağdı. Amaçsız kalmak ya da istediği bir şeye ulaşamamak onun için ölüm demekti. Önceki sahnelerde kokuyu korumanın hiçbir yolu olmadığını uyduğu anda yataklara düşmesinin adeta yaşayan bir ölüye dönüşmesinin nedeni buydu. Amacına ulaşamayacağını düşünmüştü. Ancak kokuyu saklamanın bir yolu olabileceğini bu ihtimali duyduğu anda tekrar canlanmıştı.

Ancak final sahnesinde artık yaşama içgüdüsünü kaybetti. Seven ve sevilen birisi olamayacağını tam olarak anladı. Bunun bir çözümü yoktu. Bu nedenle yapabileceği tek şeyi yaptı ve kendi varlığını dünyadan tamamen silerek kendisini yok etti.

Koku: Bir Katilin Hikayesi film incelemesini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir