Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Yetimhane -The Orphanage (2007) – Final Sahnesinde Aslında Ne Oldu?

Bu yazında künyesinde drama, korku ve gizem etiketleri bulunan Yetimhane üzerine konuşalım. Film 2007 yapımı ve İspanyol sinemasına ait.

Genel İzlenimler

Filmin çok yavaş ilerleyen bir temposu bulunuyor. İşte bu nedenle ben açıkçası filmi seyrederken gerçekten sıkıldım. Normalde bilinmezlik üzerine kurgulanmış bir senaryonun onu seyrederken bizim ilgimizi canlı tutması gerekiyor. Ancak belki müziğin etkili kullanılamaması, belki sahnelerin gerilim dozajının çok düşük olması, belki de sanırım hiç özel efekt kullanılmaması ya da bunların hepsi nedeniyle film benim ilgimi canlı tutmayı başaramadı. Örneğin başarılı bir gerilim filmi olan ve bu sitede incelemesi bulunan Hereditary filmi son ana kadar beni ekrana bağlamayı başarabilmişti ve filmi seyrederken hiç sıkılmamıştım. Yetimhanede tam bunun tersi oldu. Sonuç olarak Yetimhane’yi seyretmek isterseniz oldukça düşük tempolu bir yapım olduğunu lütfen göz önünde bulundurun. Tabi ki bu sözlerimden filmi beğenmedim gibi bir yorum çıkarmak doğru olmaz. Dikkat çekmek istediğim nokta sürükleyicilik konusunda filmin yetersiz kalması…

Filmle ilgili değinmek istediğim birkaç nokta bulunuyor.  Özellikle filmin finali… İnceleme yazısı yazmamın asıl amacı açıkçası filmin finali hakkında konuşmak. 

Şimdi spoiler vermeden filmin konusuna bir göz atalım.

Filmin Konusu

Filmin başrolü olan Laura küçüklüğünü bir yetimhanede geçirmiş temiz kalpli ve iyi birisi. Büyüdüğü ve evlendiği zaman kendi çocukluğunu geçirdiği yetimhaneyi satın alıyor. Tabi yetimhane çoktan kapatılmış bir halde. Laura’nın amacı burada sınırlı sayıda da olsa yetim çocuklara bakmak. Bu arada Laura eşi çocukları olmadığı için Simon adlı yetim bir çocuğu kendi çocukları gibi kabullenerek büyütmüşler. Laura’nın yetim çocukları eve davet ettiği bir gün bir gün Simon birden bire kayboluyor. Film Louranın kayıp çocuğu bulma çabasını anlatıyor.

Laura ölü çocukları nasıl gördü?

Finalde neler olduğunu doğrudan söylemek yerine olayları filmden adım adım takip edelim. Simon kaybolduktan sonra Laura polisin ve kendi gayretlerinin hiçbir işe yaramadığını anlıyor. Tavsiye üzerine eve bir medyum çağırıyor. Finalin çözümü aslında medyum kadının sözlerinde gizli.

Öncelikle medyum kadın bir sahtekar değildi. Evin içerisinde bir odaya kapatılmış çocukları gerçekten hissetmişti. Ayrıca onlara kötü davranıldığını da görmüştü. Zaten son sahnelerde Laura tam beş tane çocuğun acımasızca öldürüldüğünü ortaya çıkarıyor.

Medyum Laura’ya bence temelde iki önemli bilgi veriyor. Bunların ilki şu: Kadın geçmişte yaşanılan kötü olayların geride bir iz ya da yara bırakacağını, bu yaranın bazen geçmiş ve şimdiki zamanı birbirine bağladığını ayrıca bunun duyulmayı bekleyen bir yankı gibi kendisini tekrarladığını söylüyor. Kadın bunu söylediği zaman biz yetimhanedeki çocukların öldürüldüğünü bilmiyoruz. Çocukların kendisini duyurma çabaları işte bu yüzden kendisini farklı şekillerde tekrar tekrar gösteriyor.

Medyum kadının söylediği ilk önemli şey buydu. İkincisi ve bundan daha önemlisi ölüme yakın olanların bu mesajları daha açık duymaları… Medyum bu sözleriyle hem kayıp çocuğun yani Simon’un öldüğünü hem de Laura’nın yakında öleceğini anlatmış oluyor. Laura onun verdiği mesajların bir tanesini anlayabiliyor. Ancak kendi ölümünün yakın olduğunu tabi ki o an anlayamıyor.

Diğer Boyuttan Mesajlar

Medyum diğer tarafla irtibat kurabilen ve yeteneği olabilen birisi. Onun kolunda gördüğümüz yaraları ben böyle yorumluyorum. O Laura’ya bir çimdik attı. Bununla ona ölüme yakın olduğunu hissettirdi. Zaten bunu söylediği anda kendi kolunu gösterdi. “Bak ben ölüme senden çok daha yakınım. Belki bir tarafım çoktan ölümün diğer tarafında yaşamaya başladı bile…” mesajı verdi.

Medyum transa geçtikten sonra gözlerini açtığı an öncelikle havanın soğuk olduğunu söyledi. Çünkü o diğer tarafa adım atmıştı bile. Dikkat ederseniz Laura Simon’u bulduğu anda ona buz gibi olmuşsun, demişti. Laura aynen medyum gibi diğer tarafı artık fazlasıyla hissetmeye başlamıştı. Çünkü ölüm zamanı adım adım yaklaşıyordu.

Medyum diğer taraftan geldikten sonra pencereden sızan deniz feneri ışığından bahsediyor. Hatırlarsanız Laura Simon’a deniz fenerinin hala çalıştığını ama ışığının artık görülmediğini söylemişti. Deniz fenerinin ışığı artık gerçek hayatta görülmüyor. Medyum diğer tarafa geçtiği an ışığı görebilmişti.

Şimdi final sahnesinde ne olduğu sorusunun cevabını verebiliriz.

Laura Simon’un cesedi başındayken ilaçları ardı ardına almaya başlamıştı (Çünkü aslında Simon’un ölümüne kendisi neden oluyor; saklandığı yerin kapısını ağırlıklarla kapatarak…). Bu ilaçlar kısa sürede etkisini göstermeye başladı. Dikkat ederseniz bu sahnede henüz yataklarda çocukların bulunduğunu görmüyoruz. Laura da görmüyor; çünkü henüz ölmedi. Onun ölüm anı boynundaki kolyenin koptuğu an. Sonrasında gözlerini açtığı anda ağzından “Simon’un dönmesini diliyorum.” sözleri dökülüyor. Bu onun oyundaki dilek hakkı. Ancak bu söylediğinde o zaman diğer tarafa geçmişti, yani ölmüştü. Camdan yansıya fener kulesinin ışığı onun artık diğer boyutta yaşadığını gösteriyor. Sonrasında Simon canlanıyor. Ardından Laura diğer çocukları yani kendi çocukluğundaki çocuk arkadaşlarını görüyor. Onların hayaletleri zaten hep bu evdeydi. Simon ölüme yakın olduğu için onları annesinden önce görmeye başlamıştı.

Çocukların şu sözleri Simon daha önceki sözlerine bir gönderme. Çocuklar Laura’u tanıyorlar. Ona “Yaşlanmışsın…” diyorlar. Onlar yaşlanmadılar çünkü çocukken ölmüşlerdi. Hatırlarsanız Simon Laura’ya yeni arkadaşlarının büyüyemediklerini söylemişti.

Peki, burada size küçük bir soru: Tüm bu anlatılanları göz önünde tutarak cevaba ulaşabilirsiniz. Filmin kapanış sahnesinde Carlos’un kapının açıldığını görmesi ne anlama geliyor?

Filmin incelemesini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir