Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

AMERİKAN SAPIĞI / Katil ve Psikopat mı Yoksa Aciz ve Yalancı mı?

Amerikan Sapığı filminin birkaç derinliği bulunuyor. Bunların ilki film seyrederken akıllar oluşan soru işaretleri… İkincisiyse filmin adından itibaren verilmeye başlayan sosyolojik göndermeler. Ben doğrudan filmin çözümüne geçmek istiyorum ama bundan önce filmi henüz seyretmeyenler için yapım hakkında birkaç ön bilgi vermek gerekiyor.

Filmin kahramanı Wall Street’de bulunan bir finans şirketinde yöneticilik yapıyor. Oldukça prestijli bir işe sahip bu adamın içine attığı ve bastırdığı karanlık yönleri bulunuyor. O bu yönlerini en yakın arkadaşlarından bile gizliyor. Filme de adını veren sapık sözcüğü işte onun bu karanlık yönlerini temsil ediyor.

Amerikan Sapığı aynı zamanda sağlam bir psikolojik gerilim ve gizem filmi. Film bittikten sonra anlam vermekte zorlandığınız çok fazla sahne bulunacağına emin olabilirsiniz.

Yazının bundan sonrası tamamen spoiler içeriyor.

PATRICK’İN KİŞİLİĞİ ÜZERİNE

Onun kişiliğini kavrayamadan filmdeki bazı sahneleri çözmek imkansız. Bu yüzden önce bununla başlayalım. Öncelikle Patrick psikolojik açından sağlıklı birisi değil; ağır bir hastalığı var. Bunu ayrıca konuşacağımız için burada ona değinmeden geçiyorum.

Düzen ve Düzeni Sağlayan Kurallar Onun Vazgeçilmezleri 

İkinci olarak rutinler ve kurallar yani düzen onun vazgeçilmezi ve olmazsa olmazı. Dedektif ofise geldiğinde sergilediği bu davranış ve sekreteri Jean eve geldiğinde kaşığı masaya koymak üzereyken birden istemsizce sergilediği bu tavır onun kelimenin tam anlamıyla bir düzen ve kural hastası olduğunu gösteriyor. Şartlar, konum, karşındaki kişinin kim olduğu gibi detaylar eğer kurallar ve düzen söz konusuysa onun için hiçbir öneme sahip değil.

Yalan Söylemek Onun Rutini

Patrick bazen sıkıştığı anlarda bazen de artık kişiliğinin bir parçası haline gelen önemli birisi olduğu takıntısını karşı tarafa hissettirmek için hiç çekinmeden yalan söylüyor. Söylediği yalanlar artık rutine binmiş. Örneğin 15 ya da 20 dakika sonra önemli bir randevusu olduğunu söylemesi. Dedektif onu sıkıştırmaya başlayınca hemen bu yalana başvuruyor. Aynı sözleri çamaşırhanede de söylüyor. Hemen ardından bu kadına da aynı şeyleri söylüyor ama dikkat ederseniz bu kez cümlelerini biraz daha süslüyor. Çünkü bu kadın çamaşırhanede çalışanlara göre daha önemli birisi ve artık takıntı haline getirdiği ve karakterine dönüşen “ben önemli birisiyim” mesajını ona daha etkili kelimelerle iletiyor.

Video kasetlerini bırakmak da onun rutin yalanlarından birisi. Nişanlısı “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunda önce “Sadece gidiyorum” diyor ama bu cevap yeterli olmayınca hemen rutin yalanına başvuruyor: “Video kasetleri bırakmaya…” Aynı ifadeyi kullandığı birkaç sahne daha bulunuyor. Hepsinin ortak özelliği bulunduğu ortamda sıkışması ve oradan bir an önce kurtulmak istemesi…

Bu yalan konusunda özellikle söylemek istediğim bir detay bulunuyor. Patrick hazırlıksız yakalandığı yalanlarında çok başarısız. Dedektif onu görmeye geldiğinde telaşlanıyor ve sekretere “Öğle yemeğinde olduğumu söyle” diyor. Sekreter saatin henüz erken olduğunu ve bunun kötü bir yalan olduğunu söyleyince geri adım atıyor. Onun hazırlıksız yalanlarında başarısız olması aslında harika bir detay. Çünkü bu özelliği onun kişiliğini çözme konusunda bizim işimize yarayacak. Ne söylemek istediğimi az sonra daha iyi anlayacaksınız.

Narsist Kişilik Bozukluğu ve Modern Kölelik

Patrick narsist kişilik bozukluğunu en ileri seviyelerde yaşıyor. Eğer bu yaşadıklarını gizlemeseydi ve bir uzman ona teşhis koysaydı belki de akıl hastası olduğunu söyleyecekti ki bunun kendisi de farkında. O kendisinin kontrol edilemez bir akıl hastası olduğunu söylüyor. Burada “Bir akıl hastası kendisinin bir akıl hastası olduğunu söyleyemez ve bu teşhisi kendisine koyamaz…” diye düşünebilirsiniz. Aslında onun bu sözleri en başta söylediğim gibi filmin adıyla da ilişkilendirilen bir sosyolojik gönderme ama bunu ilerde konuşalım. Şimdi Patrick’in akıl hastalığının sınırlarını zorlayan narsist yönü üzerinde duralım.

Narsist kişilik bozukluğu taşıyan kişilerin belirgin özelliklerini aşağıya maddeler halinde sıralıyorum. Filmi seyredenler bu teşhislerin Patrick’le ne kadar uyumlu olduğunu fark edecektir.

– Narsistik kişilik bozukluğu taşıyanlar, başkalarının düşüncelerine ve isteklerine ilgisizdir. Bu kişiler asla empati kurmazlar ve başkalarını anlamazlar.

– Bencil, çok güçlü kıskançlık hissi taşıyan, diğer insanlardan faydalanmaya çalışan, her ortamda sürekli olarak ilgi odağı olmak isteyen kişilerdir.

– Narsisizmin en belirleyici temel özelliği böyle kişilerin kendilerini büyük görmeleridir.

– Yalnızca statüsü yüksek insanlar, mekanlar ve eşyalar ile kendilerini ilişkilendirmek isterler.

– Sürekli övgü ve kendilerine hayran olan kişilere ihtiyaç duyarlar.

– Kendilerini üstün gördükleri için bulundukları her ortamda hakimiyetin kendilerinde olmalarını isterler.

Patrick İçin Başkalarının Ne Düşündüğü Önemsiz

Onun narsist yönünü anlatırken Patrick’in kişilik bölünmesi yaşayıp yaşamadığı, sorusuna da cevap vermiş olacağız. Partick başkalarının duygularını anlamanın imkansız olduğunu söylüyor. Hemen ardından da “Sadece kendi duygularımızı anlayabiliriz” diye ekliyor. Empati yapamama ve sadece kendi duygularına önem verme narsist kişilerin en belirgin özelliğidir. Bu arada onun sürekli vurguladığı şarkıyı neden sevdiği de burada anlaşılıyor. O bu duyguların albümde çok güzel anlatıldığını düşünüyor. Yani o albümü ve sanatçıyı takdir etmiyor. Bunların onun için hiçbir önemi yok. Kendi duygularını iyi aktardığı için seviyor o şarkıyı…

Partick kendisini neredeyse ilahi bir gücü varmışçasına büyük görüyor. Bunun filmde sayısız örneği bulunuyor. Örneğin evine çağırdığı kadınlarla zaman geçirirken hem aynadaki yansımasına hem de kameraya bakarak böbürlenmesinin nedeni bu… Kendisini o an iki kişiye birden yeten insanüstü bir figür olarak görüyor. İnsanüstü kelimesini bilerek kullandım; çünkü Patrick birkaç yerde kendisini insan dışı bir varlık olarak gördüğünü belli ediyor. Örneğin şu sahnede “Tüm insan özelliklerine sahibim…” dedikten hemen sonra kendisini insan dışı ve insanüstü bir varlık olarak konumlandırıyor. “Evet, insansı özelliklerim var ama bu sadece görünüşüm. Aslında insanların taşıdığı hiçbir duygusal özellik bende yok. Bu nedenle ben öyle görünsem bile insan değilim” demek istiyor.

Finalde bu bağlamda sarf ettiği sözlerden onun bu düşünceleri üzerinden atmadığını aksine onların daha güçlendiğini anlıyoruz. “Tek ortak yanım kontrol edilemez bir akıl hastası olduğum..” derken yine kendisini insanların dışında üstün bir varlık olarak konumlandırıyor.

Onun özellikle kadınların bulunduğu ortamlarda onlarla yalnız kaldığında tüm kontrolü elinde tutması, onlara aptal muamelesi yaparcasına nasıl hareket etmeleri gerektiğini en ince detaylarına kadar tek tek söylemesi yine kendi üstünlüğünün kendi iktidarının sağlandığı korunaklı ortamlar oluşturmak istemesinden kaynaklanıyor. Evet, Patrick aslında kendisinin her şeye hükmettiği, tüm sınırları kendisinin çizdiği bir iktidar ortamı oluşturuyor kendisine. Bunu yaparken paranın gücünü kullanıyor ve bunun ikinci bir anlamı daha var ama ona daha sonra değinmeyi düşünüyorum. Patrick kendini o kadar üstün görüyor ki onların yaptığı işi öğrenmek için can atacaklarını düşünüyor. Kadınların aksi yöndeki cevap vermesi bile ona geri adım attırmıyor. Ne iş yaptığını onlara anlatmaya başlıyor. Bu takdir edilme beklentisiyle de alakalı bir durum ama ona biraz sonra sahne analizlerinde değinmeyi düşünüyorum.

O aslında basit bir dedektifin beklendik soruları karşısında bile terleyen ve kendisini onun karşısında aciz hisseden birisi; çünkü onu kontrol edemiyor. Kontrol edemediği her durum onun için büyük bir tehdit. İşte bu nedenle dedektif sakince yemeğini yerken o gözünü ondan alamıyor ve yemeğine aşırı miktarda tuz atmak gibi kontrolsüz davranışlar sergiliyor. Çünkü iktidar alanı ihlal ediliyor ve o buna müdahalede bulunamıyor.

Filmin Adı Neden Amerikan Sapığı?

Videonun başında filmin ikinci derinliğinin filmin adından itibaren verilmeye başlayan sosyolojik göndermeler olduğunu söylemiştim. Patrick’in çalıştığı Wall Street en büyük finans kuruluşlarının toplandığı sokağın adı. Yani o öyle sıradan bir yerde değil; finans sektörünün zirvesinde çalışıyor. Mezun olduğu okul Harvard Üniversitesi dünyanın sayılı üniversitelerinden birisi. Taksi sahnesinde geçen konuşmayı dinlediğimizde Patrick’in aslında zengin bir aileden geldiği ve çalışmak zorunda bile olmadığı sonucu çıkıyor. Onun en lüks ve pahalı restoranlara gitmeyi bir prestij gibi gördüğünü, en pahalı takım elbiseleri giydiğini, en pahalı saatleri taktığını, bedenine adeta tapacak kadar değer verdiğini, solaryum bile yaptırdığını; diğer taraftan onun fakirleri aşağıladığını ve zenginleri yücelttiğini de farklı farklı sahnelerde görüyoruz ki bu örnekleri çoğaltabiliriz. Yani Patrick tipik bir Wall Street çocuğu… Amerika’da sembolleşen ve ekonomik gücü her şey kabul eden toplumsal bir anlayışın yetiştirdiği ve bu kalıplardan asla taviz vermeyen, bunları meta haline getiren; güzel, zengin ve güçlü olmayan hiç kimsenin birey olarak kabul edilmediği bir sosyal gerçekliğin sembolü Patrick. İşte bu nedenle filme özellikle Amerikan kelimesi eklenmiş. Filmde onun şahsında sosyal ve toplumsal bir eleştiri yapılıyor. Örneğin Patrick fakirlere “iğrenç bir yaratık” gözüyle baktığı zaman bu bakış aslında ona ait değil; onun temsil ettiği bu sosyal gerçekliğe ait… Patrick’i aynen Hacivat Karagöz oyunundaki tiplemeler gibi düşünebiliriz.  Patrick Amerika’nın kendisi diyemeyiz; böyle söylemek bir haksızlık olur ama ona Amerika’da ortaya çıkan ve Wall Street’le sembolleşen bir tipleme demek yanlış olmaz.

Restoranda görülen bu tiplerin limonlu mürekkep balığı veya kaz ciğeri ezmesi gibi bir menüyü sayan garsona büyülenmiş gibi bakma nedenleri onların bireyselliklerini belli toplumsal kalıplarda kaybetmiş kişiliksiz insanlar olmaları… İlerde Patrick’i lüks bir restoranda aynen bir garson gibi bu sıra dışı menüyü papağan gibi tekrarlarken görüyoruz. Patrick kendi bireyselliğini yitirmiş ve toplumsal bir kalıba girmiş Amerikalı zengin tipleri temsil ediyor. Tabi bunun kabuğu… İç dünyasında çok daha farklı…

Ben bu tiplemenin sahnelere nasıl yansıdığını burada değil bir sonraki bölümde yani sahne analizlerinde göstermek istiyorum.

Artık tüm bu bilgilendirmelerden sonra gerçeklik ve hayalin çizgisini ayırmaya hazırız. Filmin sahne analizlerine geçelim ve sahnelere gizlenmiş çok ince detayları yakalamaya çalışalım. Bunu yaparken zaten aklımıza gelebilecek pek çok sorunun cevabını da vermiş olacağız.

Amerikan Sapığı film incelemesinin devamını 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir