Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Kutsal Geyiğin Ölümü (2017) – Martin Aslında Neyi / Kimi Temsil Ediyordu?

Öncelikle filmi seyretmeyenler için birkaç ön bilgi aktarmak sonrasında da bu beyin yakıcı filmin çözümünü konuşmak istiyorum. Kutsal Geyiğin Ölümü bir Yunan yönetmene Yorgos Lanthimos’a ait. Yönetmenin Yunan olmasından kaynaklı mı yoksa bireysel bir tercihten ötürü mü bilemiyorum ama filmde mitolojik göndermeler de yer alıyor. Hatta bunun da ötesinde film ünlü bir mitolojiyi günümüz batı toplumsal yapısındaki ahlaki çözülmeyle birleştirerek aktarıyor. Bununla beraber Doğu ve Batı medeniyetleri savaşını ve bu iki taraftan birisinin mutlak galibiyetini seyrediyoruz filmde…

Filmin kurgusu bence çözülmesi zor bir bilmeceye benziyor. Film belki bir puzzle-ı andırıyor da denilebilir. Çünkü eksik parçalar var filmde… Cevapsız kalan cevapları verilmeyen ama diğer taraftan da cevabı belli sorular var. Yapımın anlatım dili çok farklı. Filmi seyrederken sanki hiç bilmediğiniz bir dilde size birileri bir şeyler anlatmak istiyor ama siz onun ne anlatmaya çalıştığını anlamıyor gibi hissedebilirsiniz. Atmosfer çoğu yerde karanlık ve gizemli unsurlar barındırıyor.

Filmin konusunu en basit haliyle ifade ettikten sonra filmi okumaya başlayalım.

Steven isimli bir cerrah (Colin Farrell) ve bir göz doktoru olan karısı Anna (Nicole Kidman) gayet iyi bir hayata, işe ve aileye sahip bir çift. Bu çiftin bir kız ve bir oğlan olmak üzere iki çocuğu bulunuyor. Steven, Martin adında bir gence maddi ve manevi olarak yardım etmektedir. Ancak bu genç, Steven ve ailesinin hayatına dahil olmaya başladıkça her şey çok karmaşık bir hale gelecektir.

Yazının bundan sonraki kısmı tamamen filmi seyredenler için hazırlandı.

Filmin Yunan Mitolojisiyle Bağlantısı

Filmin yönetmeni bir Yunan. Filmin alışageldiğimiz klişelerin dışına çıkabilmesi bir ölçüde zihinsel beslenme kaynaklarının farklılığında gizli. Film ünlü bir Yunan mitolojisiyle paralel ilerliyor. Bilindiği üzere mitolojiler ait oldukları toplumun kültüründen, değerlerinden ve geleneklerinden beslenirler.

Yönetmen filmin adını mitolojiyle ilişkilendirerek film ve mitoloji arasındaki bağı bizlere açık açık göstermiş. Bu ilişkiyi bizlerin ortaya çıkarmasını istememiş. Filmin çözümünün en azından bir kısmını anlayabilmek için bu söz konusu mitolojiye biraz göz atmak zorundayız.

Söz konusu mitoloji Homeros’un İlyada destanında geçen bir karakterle ilişkili. Truva filmini seyredenler daha iyi hatırlayacaktır. Paris’in Helen’i kaçırması üzerine Truva savaşı yaşanıyor. Truva seferi sırasında kral Agememnon bir geyik avlıyor. Ancak sonrasında bu geyiğin Tanrıça Artemis’e ait kutsal bir geyik olduğu ortaya çıkıyor. Tanrıça Artemis bunun üzerine çok sinirleniyor ve ordunun daha doğrusu donanmanın ilerlemesini sağlayan rüzgarları kesiyor. Kral Agememnon, Tanrıça Artemis’e rüzgarları tekrar başlatması için yalvarıyor. Tanrıça Artemis bir şart ileri sürüyor. Geyik onun için o kadar önemlidir ki karşılığında aynı değerde bir kurban istiyor. Kral’ın kendi öz kızını kurban etmesi karşılığında rüzgarları başlatacağını söylüyor. Kral önce ayak direse de sonunda başka çaresi olmadığı için kızını kurban ediyor.

Mitolojinin Filme Aktarımı

Mitolojide bahsedilen bu kral filme doktor Steven olarak yansıyor. İlyada Destanındaki kralın güçlü ve zengin bir kral olduğu vurgulanıyor. Steven’ın gücü filmde farklı şekillerde vurgulanmış. Örneğin konuşma yaparken herkesin ve eşinin onu pür dikkat dinlemesi… Görkemli bir salonda konuşma yapması… Sahip olduğu maddi gücün sürekli vurgulanması ve tüm bunlardan öte filmin başında gösterilen kalp ameliyatı sahnesi… Evet, bu sahne Steven’ın sahip olduğu gücü vurguluyor. Kalp atışları hayatı ve canlılığı simgeliyor. Steven o an için bu hayatı alabilecek bir güce sahip. Kral nasıl kendi krallığında yaşayan herkesi öldürme veya yaşatma gücüne sahipse aynı gücün Steven’da da bulunduğu vurgulanıyor. (Bu sahnenin bir diğer anlamını daha sonra konuşacağız.)

Kral tüm bu gücüne rağmen yanlışlıkla-farkında olmadan kendisinden daha büyük bir gücün alanını ihlal ediyor. Tanrıça Artemis’in geyiğini öldürüyor. Steven da farkında olmadan veya istemeden birisini öldürüyor. Öldürdüğü kişi kutsal geyiği simgeliyor. Mitolojide kral geyiği öldürdükten sonra bir süre sorumluluk almaktan kaçıyor. Tanrıça’nın istediği kurbanı bir türlü vermiyor.

Filmde bu durumun yansımasını iki şekilde görüyoruz. Bunların ilki Steven’ın Martin’in babasının ölümünün sorumluluğunu almaktan kaçması. O burada ölümün sorumluluğunu anestezi uzmanı arkadaşına atıyor. Ancak suçladığı arkadaşı da bunun tam tersini söylüyor. Bu durum mitteki kralın sorumluluk almak istememesinin filme ilk yansımasıydı.

İkinci yansıması Steven’in kızlarının başına gelenlere fiziksel açıklamalar bulmaya çalışması ve Martin’e inanmaması… Steven direnebildiği kadar direniyor. Yaptırmadığı test denemediği çözüm yolu kalmayana kadar mücadele ediyor. Hatta kendi çocuğunu tehdit bile ediyor. Ama sonunda bu olağanüstü durumu kabullenmek zorunda kalıyor.

Kral Agememnon nasıl Tanrıça Artemis’in isteğine boyun eğmek zorunda kaldıysa Steven da Martin’in isteğine boyun eğmekten başka çare bulamıyor. Aynen onun söylediği gibi ailesinden birisini feda etmek zorunda kalıyor.

Martin Aslında Kimdi?

Bu soruyu Martin neyi ya da kimi temsil ediyordu, diye sormak daha uygun olabilir. O bir kesişim kümesi. Öncelikle Martin Mitolojideki doğaüstü güçlerin ya da doğrudan Tanrıça Artemis’in insanlar üzerindeki o korkunç gücünü ve hakimiyetini temsil ediyor. Martin’in doğaüstü güçleri bulunuyor veya doğrudan büyü yapıyor. Onun Steven’ın arabasının yakınında görülmesi muhtemelen yaptığı büyüyle alakalı bir durumdu. O eve geldikten sonra tüm aile fertleriyle tek tek iletişim kurduktan sonra başlıyor kötü olaylar.

Filme onun büyü yaptığına dair en küçük bir detay bile eklenmemiş. Örneğin aileden birisinin özel bir eşyasını alması veya küçük de olsa bir ayin düzenlemesi… Hiçbir şey yok. Hiçbir şey gösterilmiyor. Ama zihnimize şüphe tohumları atılıyor. Martin’in hastaneye annesinin yaptığı limonatadan getirmesi ve Bob’un bundan büyük olasılıkla içmesi… Kim’e kendi sigarasından içirmesi… Steven eve geldiğinde ona bir şeyler yedirmesi… Bunlar büyü olasılığına zihnimizde bir kapı açıyor. Anna üzerinde hiçbir kötü etki görülmüyor. Acaba bunun nedeni onun Martin’in verdiği bu limonatayı içmemesi miydi? Yoksa kehanette sıranın henüz ona gelmemesi mi? Tüm bunlara net bir cevap verilmemiş filmde. Ancak bence iki olasılığın ikisi de Martin’de mevcut. O hem büyü kullanıyor hem de doğaüstü güçleri var.

Onda büyüden fazlası olduğu birkaç sahnede gösteriliyor. Örneğin Kim’in normalde bir adım bile atamazken onun Martin’in yönlendirmesiyle pencereye kadar yürümesi… Büyünün etkisi geçici olarak Martin tarafından kapatıldı sonra tekrar açıldı diye düşünmek fazla zorlama olur. Martin burada doğaüstü gücünü kullandı.

Onun biz baktığımızda aşağıda görülmesi ama Kim ve Anna tarafından görülmemesi de bu bağlamda düşünülebilir.

İkinci olarak onun görüştüğü herkesi adeta büyülediği görülüyor. Kim ve Bob ilk tanıştıklarında adeta ondan gözlerini alamıyorlar. Kim onun vücudunu beğendiğini söylüyor. Dışarıya çıktıklarında ona özel şarkı söylüyor ve sigara içiyor. Yani Martin’in büyüsüne kapılıyor. Sonrasında Kim, onu sevdiğini söylüyor. Hatta onun için annesine kafa tutuyor. Sadece Kim değil Anna de ilk görüşme sonrasında onun etkisine kapılmış görülüyor.

En başta söylediğim gibi Martin doğaüstü güçlerin ya da doğrudan Tanrıça Artemis’in insanlar üzerindeki o korkunç gücünü hakimiyetini temsil ediyor. Onun Tanrıça Artemis’i temsil etmediğini büyüleri kullanan sıradan birisi olduğunu düşünenlere televizyondaki replikler doğrudan bir cevap veriyor aslında. Televizyondaki kadın adama “Sen Tanrı değilsin.” diyor. Bu tespiti yaparken bu görüşünü 12 yıllık Katolik eğitimine yani dini eğitimine dayandığını söylüyor. Aynen Martin’in tıp eğitimine başvurması ve tamamen yanılması gibi… Kadının tespitine adam bir soruyla yanıt veriyor “Tanrı olmadığımı nereden biliyorsun?”

İlerleyen sahnelerde Martin’in tüm söylediklerinde tamamen haklı çıkması, Anna’nın onun iki ayağını öpmesi ve sonrasında karşısında diz çökerek oturması; onun tanrısal gücü karşısında boyun eğmeleri ve yenilmeleri anlamına geliyor. Tıpkı mitolojideki kralın Tanrıça Artemis’e boyun eğmesi gibi.

Film ve mitoloji bağlantısını burada sonlandırıyorum. Filmi bu gözle seyrederseniz başka detaylar da yakalayabilirsiniz. Ben en önemlilerini belirttiğimi düşünüyorum.

Hatırlarsanız Martin’in bir kesişim kümesi olduğunu söylemiş ve o Tanrıça Artemis’in şahsında temsil edilen doğaüstü güçleri temsil ediyor, demiştim. Şimdi onun temsil ettiği ya da onda sembolleştirilen ikinci kısma geçiyoruz.

Kutsal Geyiğin Ölümü film analizinin tamamını 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir