Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Merlin’e Uzun Süreden Sonra Kalp Kıran Bir Veda

Bazı yapımlar ilginçtir. Mesela hikayelerini bilirsiniz. Yine de izlersiniz. Ciddiyetin tam arasında komik anlar vardır. Gülersiniz ama gene de izlersiniz. Bazen aktörler acemidir. Ama onlara aşık olur izlersiniz. Ve bazen prodüksiyonun yeterince parası yoktur. Aldırmaz her hafta televizyonun karşısına geçersiniz.
Vedalar söz konusu olduğunda duygusallaştığımı şimdiye kadar öğrenmiş olmanız gerekir. Yukarıdaki tüm nedenlerden dolayı Merlin’i izleme listesine almamış tonlarca insan tanıyorum. İsterseniz ukalalık deyin ama bu onların kayıbı. Yine de yazımın kalanında spoiler tehlikesi olduğu konusunda sizleri uyarmadan devam edemem.
Eğer Merlin’i izlemediyseniz, deminki sözlerimi ciddiye alın. Yazıyı okumayı da burada bırakın. Yok eğer sonuna kadar izledim diyenlerdenseniz, lütfen aşağıdaki yazımı genel bir değerlendirme gibi düşünmeyin. Bu resmi bir veda yazısıdır. Fazlası değil…
Çok bildiğimiz bir hikayeydi. Adil bir kralın vahşi babasından sonra tahta gelişi ve gelmiş geçmiş en büyük büyücünün ona yardım edişi. Ama sakın yanlış hatırlanmasın. Bu bir Arthur hikayesi değildi. Yo hayır!
Büyü yeteneği ile ne yapacağını bilemeyen yalnız bir erkek çocuğunun hikayesiydi. Onun en beklemediği yerde dostluğu bulması ve kendinden daha önemli şeyler var olduğunu fark etmesiydi. Olur da bir gün gerçekten kendi olmasına izin verileceği umuduydu.
İzlediğimiz sarsak büyücümüzle tanışan en az onun kadar sarsak bir prensti. Kendini herkesten üstün gören, babasını tatmin edebilmek için sürekli çabalayan ama birşeylerin yanlış gittiğinin farkında olan adil bir genç adamdı. Onun herşeyi yoluna sokmaya çabalarken düşüp kalkması, zaman zaman umudunu kaybetmesiydi.
Ve evet birçoklarına göre basit, eksik ve gerçek dışıydı. Uşakla kral arasındaki dostluk, hizmetçiyle prens arasındaki aşk gibi… Ve adalet içini onurunu ortaya koyan şovalyeler gibi akılsızcaydı.
BBC’nin birçok yapımı gibi vahşetten uzak, çıplak sahneleri olmayan, olabildiğince gerçeklere sadık ve bir o kadar da komik ögeler içeren bu yapımın neden sevilmediğini anlamak güç değil. Karanlık masallara (bknz:OnceUponATime) alışkın bünyelerin kaldıramayacağı, iyilerin hep kazandığı bu hikayede çekici denebilecek bu unsurların hiçbiri yoktu. Ne vardı derseniz, dostluk umut adalet onur ve güven vardı.
Bizler son yıllarda çok zeki kahramanlar gördük. Müthiş savaşan askerler. Yapılı ve yakışıklı aktörlerle zarif ve sevimli aktrisler izledik. Tek bir büyü ile Balrog yenen büyücüleri sevdik. Ve iki gencin kendilerini keşfettiği bu dizide bunların hiçbiri yoktu. Arthur’la Merlin beş sezon içerisinde büyür ve karakterlerini oturturken onlardan ne olabileceğini (ya da en ufak hatada nereye gidebileceklerini) görmek mümkündü. Hatalar yaptılar, yenildiler, düştüler ve sonunda hep ayağa kalktılar.
Doğruyu buldukları için onları sevdik. Birbirlerine (tüm gerçeği bilmeseler de) güvendikleri için onları alkışladık. Ve en son anlarda gerçekle yüzleşerek birbirilerini affettikleri için rahatladık. Bu iki harika dostun tam olarak birbirlerine dürüst oldukları tek anın son saniyeleri olması ise canımızı acıttı.
Kapanışı da sanırım Merlin’den bir alıntı ile yapmakta yarar var:

“It has been a privilage to know you young Warlock- the story we have been a part of will live long in the minds of men.”

” Seni tanımak bir ayrıcalıktı genç Büyücü – parçası olduğumuz bu hikaye insanların zihninde uzun süre yaşayacak.”

Fragman


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir