Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Uzayda 100 Yıl Geçirilen Bir Dizi: The100

Bütün taşlar yerine oturdu ama kazanan yok!

Yayınlanan her sezonuyla biraz daha büyüyen, gençlik dizisinden gençliğe ve insanlığa dair bambaşka bir projeye dönüşen The 100’da final geldi de geçti bile. Diziyi sevenlerin bu sezonu bir öncekinden daha olgun ve düşündürücü bulduklarına inancım tam. Çünkü yapım “bir potansiyeli var ama nereye gider emin değilim” kategorisinden “bir sonraki sezonu iple çekiyorum.” kategorisine çok hızlı bir geçiş yaptı. Dizi ilk sezonundan daha farklı bir finale imza atarken, herkesin olmak istediği yere vardığı ama yine de mutlu olmadığı sahnelerle dolu. Büyüklerimiz ne demişler bilirsiniz; “Ne istediğine dikkat et, bir gün gerçek olabilir.”

Ütopik bir kurtuluş hikayesiyle açılan bu sezon çok hızlı biçimde çirkin yüzünü gösterirken, karakterlerin de bir o kadar vahşi biçimde değiştiğini gördük. Bu belki dizinin yetişkinlerinin de değindiği gibi karakterlerin “yetiştirilme tarzı” olabilirdi. Eğer ilk sezonun ilk bölümlerini hatırlamıyor olsaydık, “çoğunluğun iyiliği için azınlığın feda edilebileceği” ilkesine sıkı sıkı sarılabilirdik. Sonuçta bu insanoğlunun karşılaştığı en büyük dilemmalardan biri değil mi?

Oysa biz ilk 100’ün dünyaya ayak basmanın heyecanıyla başlayan maceralarını ve  özgürlüklerinin bu çocukları üzerinde yarattığı havayı hatırlıyoruz. Başlarına geleceklerden habersiz ergenliklerinin keyfini çıkardıkları o ilk günleri de… Bu da ilk sezonda yaşadıkları acı deneyimlerin onları hem birer yetişkin haline getirdiğini hem de maalesef daha realist ve acımasız birer bireye dönüştüklerini görmemizi kolaylaştırıyor.

Dünyalılarla anlaşma umudundakilerin umutsuzluk anlarında nasıl kırıldıklarını, her kötünün içinde azıcık da olsa umut olduğunu ve doğruyu yapabileceğini, değişen şartların en asi olandan iyi bir lider ve yeri geldiğinde fedakar bir asker çıkarabileceğini, liderliğin yaşta değil başta olduğunu gördüğümüz bu sezonda kaydadeğer o kadar çok değişken vardı ki özetlemeye kalksak buradan fizana yol olur.

Ama dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm ana nokta insanların sezon boyunca sevgi ve sadakatten beslendikleri. Sevdikleri için öldürdüler, öldürüldüler. Teslim oldular ya da kaçtılar. Tercihlerini yaparken ikileme düştüklerinde dahi hedeflerinin kurtarmak istedikleri olduğunu düşünerek hareket ettiler. En şahanesi kandırdılar ama bir o kadar da kandırıldılar.

Zafer anında boğazda kalan o acı tadı finali izleyen herkesin hissettiğinden eminim. En çok da koridorda elele yürüdüğünü hatırladığım o çocukların kabuslara deneceğini düşünüyorum. Oysa hangimiz çaresiz kaldığımızda kendimizden olanı tercih etmiyoruz? Asıl cesaretin doğru olanı yapmak olduğuna dair ütopik düşüncelere sahip karakterler tek tek düşerken aslında yenilenin toptan insan ırkı olduğunu görmemek mümkün değil. Nereden gelirsen gel kim olursan ol aynı tuzağa düşüyorsan sevdiğin tüm insanların ardında beklediği o kapıdan girmeme, yaptıklarınla yüzleşmeme fikrine de o kadar yakınlaşıyorsun demektir.

Mounth Weather kimin olacak? Clark nereye gidiyor? Kumandan verdiği kararın ardından nelerle karşılaşacak? Aşklar ve aşık olanlar ve tabii Mounty neler yaşayacak? Thelonious bombayı inşaa eder mi? Peki ya dijital kadınıımız yeni bir öldürücü yapay zeka mı? Deniz feneri başka hangi sırları saklıyor? Taşlar yerine otururken yeni liderler çıkacak mı yoksa sürgündekiler dönecek, çatışmalar alevlenecek mi?

Tüm bu yanıtlar için bir miktar beklemek gerekecek. Açıkçası kısa sezonuyla daha fazlasını isteten dizi için beklemenin zorlayıcı bir görev olduğunu düşünenlerdenim.

THE100 FRAGMANI


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir