Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Netflix Another Life (2019) Dizisini Beğendim mi?

Bu yazıda Netflix’in bilimkurgu dizileri arasında yerini alan Another Life (Türkçeye Zifiri Karanlık olarak çevrilmiş.) üzerine konuşalım. Yazıda olabildiğince az spoiler vermeye çalışacağım. Eğer diziyi henüz seyretmediyseniz bile yazıyı okuyabilirsiniz.

Taklitler Asla Asılların Yerini Tutamaz

Kendimi henüz ilk cümlede açıkça ifade edeyim. Ben diziyi beğenmedim. Yazıda bunun nedenlerine değinmeyi planlıyorum. Tabi ki hiçbir diziye ya da filme haksızlık etmemek için ön yargısız bir şekilde eğer diziyse ilk bölümünün filmle ilk 20 dakikalık bölümünün seyredilmesi taraftarıyım. Eğer dizi ya da film kaliteliyse ilk bölümün ya da ilk 20 dakikanın sonunda sizi kendisine çekecektir. Sizde diğer bölümü ya da devamını seyretme isteği uyandıracaktır. Ben Another Life’in ilk bölümünü sıkıla sıkıla deyim yerindeyse zorla bitirdim. Dizi hakkında inceleme yazısı yazmayı düşünmeseydim ilk bölümden sonra bir bölüm bile seyretmezdim. Bu net.

Öncelikle ilk bölümün açılışı çok ilgi çekici ve güzel olmuş. Bunun hakkını teslim edeyim. İlk bölümde uzaydan görünen kimliği belirsiz yabancı gemi ve onun gelişi çok başarılıydı. Bu sahneyi görünce içimden ister istemez eğer dizi böyle başladıysa sanırım sağlam bir yapım olacak diye geçirdim. Ancak ilerleyen sahnelerde görülen başarısız uzay gemisi efektleri, diyaloglar, yapay oyunculuklar ve klişeler yapımın öyle çok da emek ve bütçe harcanmayan orta kaliteli bir dizi olduğunu ortaya koymaya yetti. Bu maddelere değinmeden önce dizinin konusunu özetlemek istiyorum.

Katee Sackhoff’un canlandırdığı Niko Breckinridge karakteri (gemi kaptanı)

Bilinmeyen Bir Cisim Yine Dünyaya Gelir

Dizinin hemen başında UFO olarak adlandırabileceğimiz bir cisim dünyaya (tabi ki Amerika’ya) iniş yapıyor. İniş yapar yapmaz etrafına kristallerden yapılmış gibi duran büyük bir kalkan duvar örüyor ki bu sahne yine Netflix yapımı Annihilation – Yok Oluş (2018) filmiyle minik farklar dışında bütünüyle aynı. Dünyalı bilim insanları cismi araştırmaya, onunla iletişim kurmaya çalışıyorlar ama boşuna… Hiçbir başarı gösteremiyorlar. Bu arada cismin uzaya sinyal gönderdiği tespit ediliyor. Bir diğer grup bilim insanı bir uzay gemisiyle bu sinyalin peşine düşüyorlar. Evet, konuyu böyle özetleyebiliriz. Şimdi bir önceki paragrafta belirttiğim maddelere kısaca değinelim.

Başarısız Efektler

Özellikle bir bilimkurgu dizisi çekiyorsanız efektlerin kalitesi dizinin kalitesini doğrudan etkiliyor. Filmin başındaki UFO sahnesini beğendiğimi söylemiştim. Bu sahnenin hakkını verelim. Ancak sonrası tam bir faciaydı. Örneğin uzay gemisinin sallandığı ve sarsıntı geçirdiği anlarda aslında sallanan şeyin kamera olduğu o kadar belliydi ki… Bu sahne dizi boyunca defalarca tekrarlanıyor ve hepsinde aynı kalitesizlik.

Dizinin teknolojinin çok ilerlediği bir zamanda geçtiği anlaşılıyor. Dizi hiç ama hiç ilgimi çekemediği için dizide spesifik bir zaman verilip verilmediğine bile dikkat etmedim. Ancak dizinin; teknolojinin ilerlediği, uzay yolculuklarının sıradanlaştığı, yapay zekanın beden giyerek insan gibi ortalıkta dolaşabildiği bir zamanda geçtiği kesin. Uzay gemisinde insan görünümünde dolaşan bir yapay zeka görüyoruz ki her hali evlere şenlik. Hele bu yapay zekanın mürettebatla tartıştığı sahne o kadar başarısızdı ki anlatmaya kelime bulmakta zorlanıyorum (spoiler olmaması için detay vermiyorum). Bu sahneyi görünce “Ya hu insan hiçbir şey bilmiyorsa en azından Stanley Kubrick üstadın A Space Odyssey (1968) filmindeki yapay zekayı örnek alır… ” diye geçirmedim değil.

Sağda görülen geminin önceki kaptanı Ian.

Diğer taraftan mürettebatın kullandığı ekranlar da çok kalitesizdi. Ne 3 ya da 4 boyutlu bir ekran gördük ne de etkileyici bir gelişmiş ekran efekti (Avatar’da kullanılan 3 boyutlu muhteşem haritayı hatırlayalım)… Sadece ekranlar değil uzay gemisi olduğu izlenimi verilen yerde yapılan çekimler de çok kalitesizdi. Küçük odalarda yapılan sunumlar, özensiz ve kalitesiz çevre tasarımları, çok başarısız uzay gemisi dış çekimleri… Saymakla bitmiyor… Dizi yer bir sahnesinde “Ben kalitesizim ve düşük bütçeliyim…” diye ilan ediyor. Bu arada dizinin küçük bütçeli olmasını eleştirmiyorum. Düşük bütçeli olup da harika işler çıkaran yapımlar da bulunuyor Coherence (2013)- Paralel Evren gibi.

Klişeler, Başarısız Diyaloglar ve Yetersiz Oyunculuklar

Eski gemi kaptanının yeni görevde kendi gemisinde ikinci kaptan olması, sonra geminin kontrolünü ele geçirmeye çalışması, önce başarılı sonra başarısız olması, çokbilmiş tavırlar sergilemesi; çok pasif ve ne oldukları belirsiz niteliksiz gemi mürettebatı (ben olsam değil görev vermek çoğunu gemiye bile almazdım), gereksiz kavga sahneleri (gemi kaptanı görevden alınırken neden diğerlerine yumrukla saldırdı hala anlamış değilim), gemi mürettebatının kendisine darbe yaptıkları gemi kaptanını başları sıkışınca uyandırıp tekrar göreve getirmeleri… Dizide o kadar çok klişe var ki… Üstelik bunlar çok yapaylar. Kurguya iyi yerleştirilmemişler. Oyunculuklar göze batabilecek kadar yapay, zorlama ve başarısız. Tabi bunda kurgunun yetersizliği de önemli rol oynuyor.

Dizi başlangıcında görülen uçan cisim. Bence dizinin efekt olarak en başarı sahnesiydi.

Dizinin beğendiğim yönlerini yazmak isterdim ama başta söylediğim sahne dışında ben dizinin hiçbir yerini hiçbir tarafını beğenmedim. Eğer boşa harcayacak zamanınız varsa ilk bölümü seyredin. Eğer ilk bölümü bitirebilecek kadar sabredebilirseniz zaten söylediklerime hak vereceksiniz.

Sonuç olarak Another Life her yönüyle (oyunculuk, senaryo, kurgu, efektler, dekorlar vs.) ortalamanın bile altında bir bilimkurgu yapımı. Bilimkurgu hayranlarını tatmin edebilmekten çok uzak, hiçbir orijinallik taşımayan aksine klişelerle dolu bir dizi. Az önce söylediğim gibi boşa harcayacak zamanınız varsa ilk bölümü seyredebilirsiniz. Devamını getireceğinizi düşünmüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir