Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Otopsi Film İncelemesi – Morgda Yaşananlar Gerçek Miydi?

The Autopsy of Jane Doe  – Otopsi 2016 İngiltere yapımı bir korku, gerilim ve gizem filmi. Çok yüksek bütçeli bir film olmadığı anlaşılan Otopsi, sınırlı bir oyuncu kadrosuna sahip. Otopsi yapılan kadını da dahil edersek filmin neredeyse tamamı üç kişinin etrafında dönüyor. Bu üç kişiye filmde çok kısa bir zaman diliminde görülen Şerif Burke ve Austin’in kız arkadaşı Emma’yı da dahil edebiliriz.

Filmin konusu

Filmde bir otopsi merkezine getirilen ve kimliği tespit edilemeyen bir kadının ölüm nedenini bulmaya çalışan iki otopsi uzmanının başına gelen olayları seyrediyoruz. Otopsiye getirilen kadının vücudu incelendikçe çözülmesi gereken bazı gizemler ortaya çıkacaktır.

Detaylara geçmeden önce henüz filmi seyretmeyenler için şunları belirtebilirim. Filmin durağan değil akıcı bir senaryosu bulunuyor. Açıkçası ben filmi seyretmeden önce sadece bir otopsi üzerine çekilen bu filmin sıkıcı olabileceğini düşünüyordum. Ancak film bu konuda beni yanıltmayı başardı. Otopsi sahneleri çok başarılıydı. Bu sahneler film için çok önemli olduğu için oldukça emek harcanarak hazırlanmış. Film eğer çok yüksek bir beklentiye girmeden seyredilirse beklentileri fazlasıyla karşılayabilecek kadar iyi. Filme yönelik eleştirilerim de olacak ancak onlardan spoiler içeren bölümde bahsetmek istiyorum. 

Yazının bundan sonrası spoiler içermektedir.

Cesedin Sakladığı Gizem

Filmde Stephan King’in romanlarında sıkça görmeye alışkın olduğumuz bir klişe bulunuyor: Kötü güçlere, şeytani varlıklara ya da genel olarak görmediği hiçbir şeye inanmayan birisinin başına tüm bu inançlarını yıkacak fizik ötesi olayların gelmesi… Cinnet ve 1408 filmlerinde de metafizik olaylara inanmayan kişilerin başına gelen olaylara şahit olmuştuk.

Otopsi adlı filmde seyrettiğimiz yaşlı Tommy’de de benzer bir durum olduğunu görüyoruz. Yaptığı işin doğası gereği sadece gördüklerinden hareket ederek sonuca ulaşmaya çalışan Tommy’i oğlu Austin filmin ortalarında dayanmayarak şöyle uyarıyor: “Cesetler, ölüm nedenlerinden ibaret değildir baba!” Yaşlı Tommy büyük olasılıkla gençliğinden beri yaptığı ve uzmanlaştığı bu işte ölüme neden olan sebepleri bulma konusunda bir uzmana dönüşmüş. Ancak inceledikleri ceset onun tüm inançları teker teker yıkmaya başlıyor. Çünkü o ana kadar öğrendiği bilgilerin ve tecrübelerin yanlış çıktığı ya da geçersiz ve yetersiz kaldığı bir vaka ile karşı karşıya kalıyor. Örneğin iç organlarında epeyce hasar tespit ettikleri bu cesedin dışında en küçük bir ezik, yaralanma ya da çizik bulunmuyor. En azından günlerdir ölü olduğu bilinen bu cesedi neşterle kestikleri an dışarıya kan akmaya başlıyor. Tommy hayatı boyunca böyle bir olayla bir kez karşılaştığını onun da cesedin birkaç saatlik ölü olduğu zaman gerçekleştiğini söylüyor. Cesedin el ve ayak eklemlerinin tamamen kırık olduğunu ama bu eklem bölgelerinde en küçük bir morluk ya da farklılık olmadığını tespit ediyorlar. Örnekleri çoğaltabiliriz. Sonuç olarak bu ceset en başta yaşlı Tommy’nin sonrasında da Austin’in eğitimlerini ya da inançlarını alt üst ediyor.

Peki, cesedin sırrı neydi? Öncelikle şu ana kadar ceset olarak bahsettiğimiz bu kişinin aslında ölü olmadığı sonucuna varıyorlar. Ulaştıkları ipuçlarından hareketle onun cadı olduğu düşünüldüğü için elleri ve ayakları bağlı bir şekilde çok teknik ve acı verici işkencelere maruz kalan masum birisi olduğunu anlıyorlar. Ölmeyen ancak tahmin edilemeyecek kadar çok acı çeken bu kişi aynı acıyı başkalarının da çekmesini istiyor. Böyle davranma nedeni onun intikam almak istemesi. Yaşananlar ve daha önce filmin başında gördüğümüz evde yaşananlar onun intikamı. Jane, adını verdikleri bu kişi insanlara acı çektirmek istiyor ve ona bir şekilde ulaşan, irtibata geçen kişileri kendisinin çektiği acılara benzer acılar yaşatarak öldürüyor.

Morgda Yaşananlar Gerçek Miydi?

Hem evet, hem hayır. Seyrettiğimiz olaylar sadece ölen kişilerin zihninde yaşanan bir halüsinasyondan, bir yanılgıdan ya da bir hayalden ibaret değildi. Onlar bu olayları yaşarken fiziksel olarak morgun içerisinde bulunuyorlardı. Olaylar bittikten sonra morgu incelemeye gelen polisler kırık aynaları, tahtaya yazılan yazıları, kırık kapıyı, Tommy’ye saplanan bıçağı vs. görüyorlar. Yani olayların morgun içerisinde yaşandığı sadece zihinlerde yaşanmadığı bir gerçek.

Ancak bu söylenenlerden morgda görülen her şeyin gerçek olduğu sonucu çıkarılmamalı. Örneğin her şey sona erdikten sonra morgda Emma’ya ait bir ceset bulunmuyor. Evden çıkarılan iki ceset olduğunu görüyoruz. Ya da morgda yatan ceset dolaplarının aslında hiç boşalmadığı cesetlerin yerlerinde durdukları anlaşılıyor.  

Dikkat ederseniz baba ve oğlu cesedi incelemeye başladıklarında radyoda bir haber duymuştuk. Haber havanın çok güzel olacağını söylüyordu. Ancak cesedi incelenmeye başlandıktan hemen sonra havanın bozduğunu, yağmur yağmaya başladığı gördük. Dolayısıyla ceset incelenmeye başladığı anda artık onlar zihinsel olarak farklı bir gerçekliği yaşamaya başladılar, bedenleri fiziksel olarak morgda olsa da…

Bu arada radyoda duyduğumuz sesin söylediklerinin yaşanan ve yaşanacak olaylarla doğrudan ilgili olduğu da daha sonra ortaya çıktı. Austin bir şeylerin yanlış olduğunu anladığı anda oradan çıkmaları gerektiğini mırıldandı. Ama radyoda duyulan hemen ses ona cevap verdi. Oradan çıkamayacaklarını söyledi. Cadı olayları gören hiç kimsenin oradan sağ kurtulmasını istemiyor. Tommy, onunla bir anlaşma yaptığını sansa da oğlu da cadı tarafından öldürülmekten kurtulamıyor. Austin merdivenlerden düştüğü anda onun neden daha önceden merdiven boşluğuna dikkatle baktığını anlıyoruz. Demek ki o yaşanacakları daha önceden bir şekilde sezmeye başlamıştı. Zaten her şeyin kötüye gittiğini ve oradan çıkmaları gerektiğini de ilk fark eden kendisiydi.

Sonuç olarak ceset morga geldikten bir süre sonra artık baba ve oğlu artık bizim anladığımız fiziksel dünyadan tamamen kopmasalar da zihinsel olarak oradan ayrıldılar ve başka bir gerçeklikte yaşamaya başladılar. Yangın çıktıktan sonra ateşin cesede zarar vermediğini görmüştük. Bu durum fiziksel olarak mümkün olmasa da gerçekleştiğini görmüştük. Zaten cesedin kesikleri bir anda kendini kapatmaya başlamıştı. Diğer taraftan yangın çekim yapılan ve operasyonun kaydedildiği kamerayı yakıp kullanılamaz hale getiriyor. Cesedin kesik bedeni de dahil olmak üzere her şey eski haline gelse de kamera olduğu gibi kalıyor. Çünkü cadı bu kayıtların görülmesini istemiyor.

Son sahnede cadının ambülansta da bir kazaya ve ölümlere neden olacağı anlaşılıyor. Çünkü onun gözleri yine tuhaf bir hal alarak açıldı ve radyoda aynı sesler duyulmaya başlandı. Son olarak onun bir ayak parmağını oynattığı net olarak görülüyor.

Yazıyı bitirmeden önce filmle ilgili birkaç eleştirimi belirtmek istiyorum. Ben filmin ilk yarısını çok beğendim. Ceset incelenmeye başladıktan sonra adım adım ortaya çıkan gizemler… Cesedin işkence yapılan bir kurbandan bir cadıya dönüşümü vs. gayet başarılı bir şekilde anlatılmış. Ancak daha sonra yaşananlar ne yazık ki tamamen bir klişe… Eğer korku filmlerine alışkınsanız olacakları kestirebiliyorsunuz. Diğer taraftan ben cadı ve Tommy’nin eşi arasında bir bağ çıkmasını, yaşananların bir şekilde Tommy’nin pişmanlıklarıyla kesişmesini çok isterdim. Ama olmadı, senaryo çok ama çok klişe bir hale dönüşüverdi. Fizik ötesi dünyaya inanmıyor gibi görülen Tommy bir anda cadı uzmanı kesiliverdi ve aniden tüm kopuk parçaları birleştirdi. Hatta cadının kim olduğunu ve onun amacını bile anlayıverdi. Bu sahneler bende sanki senaristlerin acelesi olduğu izlenimi uyandırdı. En azından bu çıkarımların bir kısmına o değil de oğlu ulaşsaydı…

Türkçeye Otopsi olarak çevrilen ancak orijinal adı The Autopsy of Jane Doe olan yapım korku-gerilim severler için fena bir film değil. Filme başarısız demek mümkün değil. Ancak çok abartmaya ve beklentileri yüksek tutmaya da gerek yok. İzlendikten bir süre sonra unutulacak yapımlardan bir tanesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir