The Devil’s Advocate (1997) – Şeytanın Avukatı Film Analizi

Şeytanın Avukatı, dünyaya şekil ve yön veren kişilerin ya da gizli örgütlerin dünyanın milenyum sonrası geleceğine bakışını yansıtıyor. Film aynı zamanda tüm semavi dinlerin Şeytan’a yönelik duruşlarını da sorguluyor. Semavi dinlerin şeytan hakkında söyledikleri karşısında Şeytan’ın kendisini nasıl savunduğunu gösteriyor. Diğer taraftan Şeytan ve insan arasında geçmesi muhtemel bir hesaplaşmayı bence çok başarılı bir kurguyla aktarıyor.

Şeytan’ın Avukatı oyunculuk ve senaryo açısından ulaşılması zor bir zirvede duruyor. Bu filmi seyrettikten sonra Al Pacino’nun oyunculuğuna hayran kalmayan var mıdır bilemiyorum.

The Devil’s Advocate (1997) – Şeytan’ın Avukatı Fragman / Trailer İzle

Şeytanın Avukatı Filminin Konusu

Filmde bir tarafta insan kılığında Amerika’nın belki de en büyük avukatlık şirketinin yöneticisi olan Şeytan’ı görüyoruz. Diğer taraftaysa girdiği hiçbir davayı kaybetmeyen başarılı, yetenekli ve azimli genç bir savcıyı… Şeytan bu savcıya reddedemeyeceği kadar büyük rakamlar teklif ediyor ve onu kendi şirketinde avukat olarak işe alıyor. Küçük bir bölgeden New York’a taşından bu avukat ve eşi için hayal bile edemeyecekleri karmaşık ve karanlık günler başlamak üzeredir.

Yazının bundan sonrası tamamen spoiler içermektedir.

Şeytan’ın Oğlu

Sonradan öğrendiğimiz gibi Kevin, Milton’ın yani Şeytan’ın oğlu. Milton; Kevin’ın annesinin söylediğinin aksine onları sonradan bulmadı… En baştan beri Kevin’ı hayatının her alanında gözlemliyordu. Dikkat ederseniz Milton tanışma sahnesinde memnun oldum, diyen Kevin’e cevap vermiyor çünkü onu zaten tanıyor.

Şeytan, Kevin’ı şirketine davet etmek için olgunlaşmasını ve daha da çok kibirlenmesini bekliyordu. Şeytan aslında inanılmaz sabırlı bir yaratık. Bunca yıl onu davet etmek için beklemesine rağmen Kevin New York’a geldiğinde doğrudan onun karşısına çıkmıyor. Onu uzaktan gözlemlemeye devam ediyor. Lüks hayatı ucundan bile olsa tattıktan sonra onun karşısına çıkıyor. Milton’ın böyle davranma nedeni kendi deyimiyle karşısındakini nezaket göstererek öldürmek… Şeytan’ın ya da onun yolunu takip eden insanların, ele geçirmek istediği kişilerde deneyeceği ilk şey budur. İnsanlara makam, para ve itibar vaat ederek ve tüm bunları tattırarak onları avuçlarına almak…

Böylece Kevin’ın karşısına daha etkileyici ve daha güçlü bir şekilde çıkıyor. Karizmasını yükseltiyor ve elini güçlendiriyor. Bak ben güçlüyüm, benim tarafıma geçersen tüm bunlara kavuşacaksın, mesajını veriyor.

Kevin’ın Eğitimi

Az önce söylediğim gibi Şeytan sabırlı ve de zeki. Hatta hiçbir insanının onun kadar sabırlı olabilmesi mümkün değil desek yanlış olmaz. Bilindiği gibi Şeytan, Kevin ve kız kardeşi Christabella’nın ilerde şirketin başına geçmesini istiyor (Şeytan’ın Kevin’dan istediği bir şey daha var ama onu ilerde konuşacağız.). Milton’un davet sonrasında çatı katında ilk kez başbaşa kalan bu ikiliyi gördüğünde onlara şöyle seslenme nedeni bu: “Hukuk şirketinin geleceğini görüyorum.” Şirkette masa etrafında gerçekleşen tanışma sahnesinde Kevin’ın Christabella’dan etkilendiğini gördüğünde attığı gülümsemeyi de kaçırmayalım.

Ancak Kevin’ın şirketin başına geçebilmesi için Şeytan’ı anlaması ve tam olarak onun gibi olması ya da tamamen ona katılması gerekiyor. İşte bu nedenle Milton, Kevin’ı adeta bir öğretmen gibi o fark etmeden şeytani bir zekayla ilmek ilmek işlemeye ve etkilemeye başlıyor. O aslında Kevin’ı değiştirmiyor. Onun içinde var olan potansiyeli açığa çıkarıyor. Kevin ve Milton arasında büyük bir uyum var. Bu her konuda böyle. Örneğin Milton çatı sahnesinde bu muhteşem manzara karşısında Kevin’a ne hissettiğini soruyor. Kevin bunu huzur verici olarak nitelediğinde Milton’ın cevabı şu oluyor: “Aynen benim hissettiklerim…”

(Milton’ın Kevin’a verdiği bu eğitimle ilgili filmde o kadar çok konuşma ve sahne var ki.. Hepsine değinmek imkansız… Sadece birkaç örnek veriyorum. Aslında bu ikilinin karşılaşmasından finaldeki konuşmaya kadar her şey Kevin için bir test ya da bir eğitim…)

Eğitimle alakalı örneklere geçmeden önce şunu belirteyim. Kevin, Şeytan’ın ilk oğlu değil aynen ilk denemesi olmadığı gibi… Milton daha önce sayısını bilemediğimiz kadar çocuğu denemede bulunmuş. Ancak istediği sonucu hiçbirisinde alamadığını biliyoruz. Belki diğerleri de yetenekliydi ama onların altından kalkamadığı şey baskı oldu. Milton bu sahnede işte tam olarak bundan bahsediyor: “Baskı her şeyi değiştirir.” Baskı gören kişilerin farklı tepkiler vereceğini söylerken aslında geçmişte yaşadığı deneyimlerden ve başarısız olan çocuklarını kastediyor. Milton, Kevin’ı üzerindeki baskıyı adım adım artıyor ve korkunç bir hale getiriyor. Sonrasında da onun nasıl tepki vereceğini gözlemliyor. Şu sahnede Kevin’ın yaşadığı baskıyı bir hayal edin. Bir tarafta eşi çıldırmak üzere… Diğer tarafta birkaç gün önce konuştuğu avukat öldürülüyor. Diğer tarafta mahkemede en güvendiği şahidin yalancı olduğunu anlıyor. Bu kadar ağır bir baskı normal bir insanı delirtmeye yeter bile. Ancak Kevin belli kararlar alarak savaşmaya devam edecek.

Şimdi Şeytan’ın adım adım Kevin’ı nasıl yetiştirdiğine birkaç örnek üzerinden bakalım.

Bu Senin Tek Zaafın

Bu sahnede Milton, Kevin’a onun tek zaafını söylüyor: Dış görünüş. Aslında dış görünüşü hava atmayı seven Kevin’ın zevkini yansıtıyor. Ama Milton onu uyarıyor. Ne kadar iyi olursan ol sessiz ve derinden git. Kendini küçük ve zararsız göster. Milton burada Kevin’ın henüz anlayamadığı muhteşem bir örnek veriyor. Ondan kendisine bakmasını istiyor ve şöyle ekliyor: “Evrenin efendisi olduğum hayatta aklına gelmez, öyle değil mi?” Yani Şeytan, oğluna öğrettiği bu yöntemleri o kadar muhteşem uyguluyor ki onun kim olduğunu hiç kimse anlayamıyor bile.

Moyez’in yanındaki çocuğun Kevin’ın ayakkabısıyla dalga geçme nedeni bu. Ayakkabı ortam için fazla iyi. Diğer taraftan Kevin ilk tanıştıklarında Milton’ın ayakkabısına dikkat etmişti. Büyük olasılıkla ayakkabısını çok sade bulmuştu.

Milton gösterişli araçlar kullanmak yerine diğer insanlar gibi metroyu kullanıyor. Bunu Kevin’a özellikle gösteriyor ve onun nasıl olması gerektiğini kendisine öğretiyor.

Moyez Davası Neden Kevin’a verildi?

Şirkette Kevin’a verilen ilk dava Moyez davası. Milton davayı özellikle Kevin’ın almasını istiyor. Peki, neden? Kevin dava görüntülerini görür görmez bunun bir test olduğunu anlıyor. Ancak Kevin, Milton’un amacını anlayamıyor. Milton onu Moyez’in yanına göndererek onun tabularını yıkmayı amaçlıyor. Büyüye inanmanız onun etkisini artırır. Aynı olay İskelet Anahtarı filminde de işlenmişti. Milton, bu dava sayesinde Kevin’ın normalde duyduğu zaman saçmalık olarak niteleyeceği şeyleri görmesini ve onlara inanmasını sağladı. Adam ona “Biz kana yatırım yaparız. Bunu manevi bir nakit olarak gör…” dedi. Bu Kevin’ın belki hayat boyu ilk kez duyduğu bir deyimdi. Yaşadığı şaşkınlığı yüzünden okuyabilirsiniz. Sonrasında Moyez dava savcısına büyü yaptı. Kevin onun ne yaptığını anlamıyor ve bir anlam veremiyor. Ama dava sırasında büyünün işe yaradığını savcının öksürmekten konuşamadığını gördüğü anda Moyez’e attığı bakışlar onun için bir devrim. Milton bu davayı Kevin’ın gözlerini diğer boyuta, metafizik ya da spiral dünyaya açmak için kullandı.

(Milton’ın Kevin üzerinde uyguladığı eğitimin örnekleri çok fazla… Her sahneyi analiz etmek yazıyı çok fazla uzatır. Bu yüzden buna bir nokta koyarak bir başka konuya geçelim.)

Milton Kevin’ın Eşiyle Neden Uğraştı?

Çünkü onun varlığı Milton için bir engeldi. O bu ikilinin (Kevin ve Christabella) çocuk yapmasını istiyor. Ancak Kevin’ın evli olması ve başkasını sevmesi bu duruma engel teşkil ediyor. İşte bu nedenle Milton adım adım bu ikilinin arasını açıyor. New York’a gelmeden önce harika bir ilişkiye sahip bu ikili adım adım birbirinden uzaklaşıyor.

Davete gittikleri sırada Mary Ann asansörde kocasına şöyle söylemişti: “Beni orada yalnız bırakmayacağına söz ver.” Ancak bu ikili asansörden iner inmez öyle bir kıskaca alındı ki bırakın davette birlikte olmayı eve bile beraber gidemediler. Eve geç vakitlerde dönen Kevin’a Mary Ann’in tepkisi gerçekten büyük oldu.

Mary Ann artık kocasını evde göremez oldu. Dert yandığı arkadaşına eskiye olan özlemini şu sözlerle dile getiriyor: “Eskiden dairemizde küçük bir ofisimiz vardı. Bir tarafı onun diğer tarafı benim… Geceleri yatarken o lambanın açık olduğunu görürdüm…” Ancak ilginç olan diğer kadının söyledikleri… O çok ciddi bir şekilde eğer kocasını görmek isterse randevu aldığını söylüyor. Önce bunu şaka zanneden Mary Ann kadının şaka yapmadığını fark ediyor.

Mary Ann’le ilgilenen ve aslında Milton’un uşağı haline gelen ve ruhlarını kaybeden kadınlar, Mary Ann’e bu yaşama alışmasını kocasını umursamaması gerektiğini empoze ediyorlar. Onların Mary Ann’e empoze ettikleri felsefenin özü şu: “Sen kocanı umursama. Sadece bu yaşamında tadını çıkar, deli gibi para harca ve kocanla oyun oyna…”

Eğer Mary Ann bunları kabul etseydi muhtemelen Milton onu rahat bırakacaktı. Ancak Mary Ann, Kevin gibi değildi… Kevin, Milton’ın sunduğu hayatın cazibesine kapılmış giderken Mary Ann kendi gibi kalmaya, kocası için mücadele vermeye ve bu yaşamın cazibesine kapılmama devam etti. Bir direnç gösterdi. Ancak Kevin artık kendisiyle aynı dili konuşmamaya başladığı için onu anlayamıyordu. Kevin’a göre her şeyleri vardı. Ortada sorun olmamalıydı. Mary Anny’nin, Kevin’a bağırarak abartılı bir tepki verdiğini düşünebilirsiniz ama öyle değil. O kocasının günden güne kayıp gittiğini, kendisinden uzaklaştığını ve her şeyin daha da kötüye gideceğini fark ediyor. Onun bu kadar tepki vermesinin nedeni bu. Bir diğer sahnede kocasını daha açık bir şekilde uyarıyor. Onların canavar olduğunu söylüyor. Ama para, cinsellik ve şöhretle zehirlenen Kevin’ın onu anlaması mümkün değildi.

Eğer bir kadın sözle konuşuyorsa size derdini anlatıyorsa korkmayın. Bu size güvendiği içindir. Ama eğer kadın susuyorsa işte o zaman korkun çünkü artık size inanmıyordur.”

İşte bu sahne Mary Ann’in kocasına güvenini ve inancını kaybettiği an ve filmde en çok etkilendiğim sahnelerden birisi. Çünkü o artık savaşmayı bırakıyor. Kevin’ın değişmeyeceğini, geri gelmeyeceğini anlıyor ve sırtındaki yükü artık taşıyamıyor. Zaten onun bir süre sonra hastanede intihar ettiğini görücez. 

Kevin karısını kurtarmak için mücadele verirken arkada duran kadının ne kadar umursamaz ve hissiz davrandığını görebilirsiniz. Milton’un uşaklarından olan bu kadına aynen efendisi gibi sessiz ve derinden ilerliyor.

Şimdi filmin en vurucu yerinden final sahnesinden bahsedelim. Bu sahnede Şeytan’ı tüm açıklığıyla göreceğiz. Onun kendisi hakkında söylenenlere karşı sunduğu tezleri duyacağız.

Şeytan’ın Çalışma Yöntemi

Final sahnesinde Milton kendisi hakkında önemli bilgiler veriyor. Örneğin “Olayların olmasını ben sağlamam. Ben sahneyi kurarım, ipi siz çekersiniz…” sözleri… Tüm film boyunca aslında onun yaptığı şey bu. O hiç kimseyi hiçbir şey için zorlamıyor. Karşındaki kişinin zaaflarını çok iyi analiz ediyor. Onlara tatlı sözlerle yaklaşıyor. Ama sonuçta kendisi tavsiye dışında hiçbir şey yapmıyor.

Bu sahnede onun Mary Ann’e yaklaşımı muhteşem ve tam bir sanat eseri. Söylemek istediği şey aslında özetle şu: Bu saç tarzı sana yakışmıyor. Saçlarını kestirmelisin. Bunu doğrudan söylemiyor. Bu sahneyi dikkatle dinlerseniz onun adım adım Mary Ann’i nasıl etkilediğini, sahneyi tatlı bir dille nasıl kurduğunu görebilirsiniz. Ama ip çeken kendisi değil. O sahneyi kuruyor. Yani hedeflediği kurbanının zihnine bir fikir ekiyor, bir tohum atıyor. Ancak sonrasını yani bu fikri eyleme dönüştürme işini karşı taraf kendi özgür iradesiyle yapıyor. İşte Milton yani Şeytan bu yüzden kendini her zaman temize çıkarabiliyor.

Şu sahnede onun sahneyi nasıl ustaca kurduğuna ama ipi Kevin’e çektirdiğine şahit oluyoruz. Karısı hasta olduğu için Kevin’ın aklı ikiye ayrılıyor. Kendisini davaya tamamen veremiyor. İşte tam burada Milton sanatsal dokunuşunu gerçekleştiriyor; yani sahneyi kuruyor.  Aslında onun amacı Kevin’ın davaya daha çok sarılması ve karısını ihmal etmesi… Ancak sözleri bunun tam tersini söylüyor. Kevin’a onu davadan çekeceğini ve bu duruma anlayış göstereceğini ifade ediyor. Hemen ardından Kevin’ın en hassas damarına ince bir dokunuş yapıyor. Hayal kırıklığı… Hepimize olur… Zamanla kabullenir ve yoluna devam edersin… Kevin’ın durumu kabullenme olasılığını tamamen ortadan kaldırıyor.

Şeytan bunun aynısını filmin başındaki mahkemede yapmıştı. Gazeteci kılığında ona yaklaştı. Kevin’ın bu sırada aklı çok karışıktı. Sanığın çocuk tacizcisi bir sapık olduğunu anlamıştı. Davayı bırakıp bırakmama arasında gidip geliyordu. Milton tam burada sahneye girdi. Söylediği şu sözler aslında onu tahrik edip davaya devam etmesini sağladı: “Günün birinde bitmek zorundaydı. Kimse hepsini kazanamaz.”

Kevin mahkeme dışında kendisine yaklaşmasına bile izin vermediği adamın mahkeme sırasında omzuna dokunabilecek kadar ve onu savunmaya devam edebilecek kadar karanlık bir yolu tercih etmişti. Bunlar, aslında Milton’ın zafer anlarıydı. Kevin diğer duruşmada da aynı duruma düştü. Çünkü artık girdiği bu kısır döngünün onu farklı bir yola çıkarma olasılığı kalmamıştı. Diğer duruşmada Kevin’ın yalancı şahidi kürsüye çağırdığı an Milton’ın kazandığı bir diğer zaferdi.

Tüm bunlarda dikkat etmemiz gereken ince nokta şu: Şeytan sadece yolu gösteriyor. İnsanın boşluklarını, zaaflarını kullanıyor. Ancak yola çıkıp çıkmama ya da ipi çekip çekmeme tamamen insanın iradesiyle aldığı bir karar oluyor. İşte bu nedenle şeytan kendini rahatça savunabiliyor. Kevin kızgınlık içerisinde “Beni kandırdın!” diye haykırdığında Milton kararları kendisinin vermediğini söylüyor.  Aslında bu yaşananlar ölümden sonra yaşanacakların bir provası… Zira hesap gününde kendisini azdırdığı için Şeytan’ı suçlayan insana Şeytan tarafından verilecek cevap şudur:  “Onu ben azdırmadım. Onun kendisi apaçık bir sapıklık içindeydi… (Kaf: 27)”

Milton ve Kevin arasında yaşanan işte tam olarak bu. Kevin, bana yalan söyledin, beni kandırdın… diye çıkışırken Şeytan daha hazırlıklıdır. Hayır, ben sana yolu gösterdim. O yoldan gitmeyi sen seçtin… Şeytan bu noktada kesinlikle insanı mat ediyor (02:02:13). Gurur ve kibir insan için doğal bir uyuşturucu… İşte bu yüzden gurur Şeytan’ın en sevdiği günah.

Şeytan, Kevin’ı ikna çabaları sırasında daha önce yaptığı işler için hissettiği suçluluk duygusunu sırtından atmasını söylüyor. Kevin’a onu neden taşıdığını soruyor. Tanrı için mi?.

İşte burada Şeytan ciddi bir tez öne sürüyor. Tanrı’nın insanlara içgüdüler verdiğini ama sonra da tam bunların zıttı kurallar koyduğunu mükemmel bir üslupla anlatıyor. Al Paçi’nun oyunculuğun zirvesine çıktığı anlardan birisi. Şeytan’nın hissettiği o duyguların sanki yaşarmış gibi aktarabiliyor. Alaycı yüz ifadeleri… Nefreti yansıtan mimikler… Muhteşem bir tonlama…

Aslında Şeytan burada benim de aklımı kemiren bir soruya parmak basıyor. Şeytan, yaratılırken kendi zayıflıklarıyla yaratılıyor. Kutsal kitaplara göre o gururdan ötürü Adem’e saygı göstermedi ya da secde etmedi. Kurandaki ayetleri biliyoruz. İncil bu durumu şöyle anlatıyor: “Ey Rab biz ruhuz ve bu nedenle çamura saygı göstermemiz adilane değildir.”

Buradaki soru şu: Yaratıcı onu bu zayıflıklarla yaratıyor. Yani gurur taşıyan bir varlık yaratıyor. Ama sonra gurur gösterdiği için onu cezalandırıyor. Buradaki tezatı anlatabildim mi? Ona gururunu yenebilecek iç argümanlar verilip verilmemesi bu noktada benim sorguladığım şey değil.  Tamam, gurur verilmiş ama akıl da verilmiş, diyebilirsiniz. Hayır, buradaki nokta zaafları olan varlıkların yaratılması… Sonra da zaaf gösterdikleri için cezalandırılması…

Milton tam burada insanın yanında olan kişinin aslında kendisi olduğunu söylüyor. “Onu asla yargılamadım. Onu reddetmedim. Hep onun yanında oldum tüm kusurlarına rağmen…” Buradan hareketle de kendisinin insanın tarafında ve hümanist olduğunu söylüyor.

Şeytan’ın bu söylediklerinde haklı olup olmadığını siz kendi vicdanlarınızda yanıtlayabilirsiniz.

Şimdi final sahnesini konuşmaya devam edelim.

Şeytan artık kendi zamanının geldiğini ifade ediyor. Bununla ne kastediyor?

Şeytan milenyum başlangıcını 20. raund olarak niteliyor. Yani Tanrıyla olan savaşında milenyum onun için büyük bir dönüm noktası. Kevin’ın sorusuna verdiği cevap bize onun planının detayları hakkında ipucu veriyor. “Neden hukuk?” Cevap şu: “Çünkü hukuk bizi her işe sokuyor. O bir geçiş kartı…”

Burada onun Kevin’a verdiği cevaptan yapılabilecek çıkarımlar şunlar: Şeytan günümüzde şu an kadar yaptığı planların en büyüğünü sahnelemek üzere. Belki oyun çoktan başladı bile. Oyunun başlangıç yeri Babil toprakları… Yani günümüzde hangi sebepten ötürü olursa olsun yakılan, yıkılan ve savaşa atılan topraklar. Müslüman coğrafya ne yazık ki o kadar cahil ve eğitimsiz ki bu yemleri kolaylıkla yuttu ve hala yutuyor. Kevin’a annesi işte bu yüzden durup dururken “Babil’e ne oldu?” diye soruveriyor. Kevin’ın cevabı filmin çevrildiği 1997 yılında o toprakların yakılıp yıkılacağını anlatıyor.

Şeytan’a dönersek Şeytan hukuku kullanarak adaleti katledeceğini anlatıyor. Mahkemelerden en adi suçlulara beraat üstüne beraat çıkaracaklarını söylüyor. Planı tüm dünya için… Sonra bu kokuşmuş düzenden çıkan pislikler, pis kokular eli silahlı kişilerce desteklenecek ve tüm dünya çapında büyük bir kaosa sebebiyet verilecek… Evet, Şeytan’ın içerisinde bulunduğumuz çağ için planı bu… Planına Ortadoğu’dan başladığı görülüyor ama onunla sınırlı kalmayacağı kesin… Diğer taraftan onun nu kadar önemli bir konumda olan ülkemiz için bir şey düşünmediğini zannetmek büyük saflık olur. Kim bilir belki de çoktan başlamıştır bile planını uygulamaya ve planı tıkır tıkır işliyordur. Kim bilir…

Kevin Seçimini Yapıyor

Kevin, Şeytan’la pazarlık yaptıktan sonra onun kendisine neler vaat ettiğini öğreniyor. Ancak onun Mary Ann’e olan hisleri ya da sevgisi gerçekten çok güçlü. İşte bu nedenle her şeyi elde ettiği an zirveye çıkma şansını yakaladığı an bir anda Şeytan’ın vaatlerini geri çeviriyor.

Kevin kendisini öldürdüğü an Şeytan adeta çileden çıkıyor. Deccal’ın doğmasını sağlayacak ilişki kendi oğlu tarafından reddediliyor. Şeytan’ın planı şimdilik işe yaramıyor.

Burada Kevin’in en başa yani olayların başlangıç anına dönmesini iki şekilde yorumlayabiliriz.

Şeytan olağanüstü güçlerini kullanarak zamanı geriye aldı. Bu denemesi başarısız olduğu ama asla pes etmeyecek ve Kevin’a farklı bir şekilde yaklaşmayı deneyecek. Evet, o asla pes etmez. Onun oyunlarının sonu yok. İnsanı çok iyi tanıyor. Kevin’a gururla yaklaşamayacağını anladı şimdi ona şöhret silahıyla yaklaşıyor.

İkinci olasılık tüm bunların aslında hiç yaşanmamış olması. Dikkat ederseniz Kevin tam yüzünü yıkamak için eğildiği anda klozet sesinden daha farklı bir ses duyuluyor. Kevin ürkerek sese doğru bakıyor. Bu duyulan normal bir klozet sesi olsaydı Kevin asla böyle bir tepki vermezdi. Bence Şeytan burada saniyeler içerisinde eğer gurur silahını kullanarak Kevin’a yaklaşırsa neler olacağını sonuna kadar gördü. Adeta onu bir teste tabi tuttu ancak bu yaşananların tamamı Kevin’ın zihninde ve Şeytan’ın kontrolünde olan olaylardı. Milanyum yaklaşıyordu ve Şeytan’ın kaybedecek zamanı yoktu. İşte bu nedenle ona gurur silahını kullanarak yaklaşırsa sonucun nasıl olacağını görmek istedi. Başarısız olacağını anladığında ona şöhretle yaklaşmak istedi.

Finalde bu denemelerin asla sona ermeyeceğini Şeytan’ın asla pes etmeyeceğini anlıyoruz. Çünkü onun var oluş amacı bu.

Şeytanın Avukatı Filmiyle İlgili Notlar

Filmin başındaki davada suçlu olduğunu bile bile (adam sapıktı) adamı kurtarmak için mücadele vermesi Kevin’ın gururuna yenik düşmesinin sonucu. Filmin sonunda Kevin aslında bize gerçek yüzünü ilk kez net olarak gösteriyor: “Kaybetmek mi? Ben asla kaybetmem!”

Filmin sonlarına doğru Kevin, Alexander Cullen davasındaki yalancı tanıkla konuşurken ona savcının kendisine mahkemede neler yapacağını anlatıyor. Orada anlattıklarını dikkatle dinlerseniz Kevin’ın orada söylediklerinin aynısını filmin başındaki mahkemede tanık sandalyesinde oturan küçük kıza yaptığını fark edebilirsiniz.

Filmlerde sıkça gördüğümüz jüri uygulamasıyla ilgili bir not: Amerikan yargısında uygulanan jüri sisteminde jüride bulunan herkes sanığı suçlu bulmazsa dava sonucu beraat oluyor. O yüzden savcılar salonlarda doğrudan jüriyi ikna etmek için konuşuyorlar; kararı jüri veriyor; hakim değil.

Mary Ann; çıkış yolu kalmayınca, tüm ümitleri tükenince intihar ediyor. O, Kevin gibi değildi. Başlarına gelen şeylerin kanlı paradan dolayı olduğunu anlamıştı. Mary Ann, gözlerini Kevin’dan önce gerçeğe açtı.

Filmde hem Şeytan’ın hem de onun kızının çok farklı dünya dilini ana dilleri gibi konuşabildiğini gördük. Şeytan uluslararası çalıştığı ve insanlığın başlangıcından beri var olduğu onun için tek dil bilmesi mantıksız olurdu. O, dünya üzerindeki tüm dilleri biliyor.

Milton’un ilk ofisi çok sade… Ancak ikinci ofisi oldukça gösterişli ve etkili… Milton, ikinci ofisi sadece özel kişilerle paylaşıyor. Bu durum onun kendisini küçük ve zararsız gösterme mantığıyla ilgili. Kimse onun Şeytan olduğunu bile bilmiyor.

Kevin, büyü yapan eleman Moyez’in mekanına girdiğinde Moyez orada olmasına rağmen Kevin onu göremedi. Moyez kendisini büyüyle koruyordu. Bu sırada Kevin’a “Seni tanıyacağımı sanmıştım ama tanıyamadım.” diyor. Moyez bence onun Şeytan’ın oğlu olduğunu biliyor. Onu görünce tanıyacağını düşünmüştü ama beklediğinden çok farklı birisiyle karşılaştı ve tanıyamadı.

Mary Ann, evde boya yapmaya çalışırken komşu kadın onun kullandığı hiçbir rengi beğenmiyor. Hepsi için bir bahane söylüyor (soğuk bir ton, tenine gitmedi vs.vs.)… Milton aynı sözleri Mary Ann’in saçları için söylemişti. Dolayısıyla herkes onu değiştirmek, olduğundan farklı birisi yapmak için çabalıyordu. Böylece onun mutsuz olmasına neden oluyorlar. Kendisi gibi kalmasına izin vermiyorlar.

Bu arada bazı sahnelerde görülen şeytan ya da canavar şeklindeki kişiler ruhlarını Şeytan’a satmış ya da kaptırmış kişileri temsil ediyor. Belki onlar öyle görüldüklerinin farkında bile değiller. Bu onların iç dünyası: Çirkin ve tiksindirici. Ama onlar bunun farkında değil.

Kevin ve Milton’un metroya binmeden önce yaptığı konuşmada Milton’un “Bir kadın var. Pazardan beri onunla çoğu kez birlikte oldum.” dediği kişi muhtemelen Mary Ann’di. Mary Ann, kilisede aklını kaçırmak üzereyken zaten bunu itiraf ediyor. Kevin o an Şeytan’ın neler yapabileceğini bilmediği için “Milton tüm gün yanımdaydı. O yapmış olamaz.” diyerek karısının aklını kaçırmaya başladığını düşünüyor.

Kevin ve Mary Ann’nin asansörden indikleri sahnede (davete gittikleri sahne) Eddie Barzoon’un eşinin Mary Ann’i o fark etmeden nasıl süzdüğüne bir bakın. Çok gülümseyeceksiniz. Kadın onu biraz küçümsüyor. Diğer taraftan da nasıl giyindiğini merak ediyor.

Davette, davetli kişilerin yaptığı konuşmaları dinlerseniz temiz insanları tuzağa nasıl düşüreceklerini, kendilerine gelmeyen, biat etmeyen kişileri iftiralarla rezil edeceklerini, insanlara şantaj yapmak için onların çeşitli konuşmalarını kaydettiklerini vs. anlattıklarını görebilirsiniz. Kara propagandanın nasıl yapılacağını anlatıyorlar. Bu arada konuşmalar arasında şu anki Amerika başkanı Donald Trump’ın adı da geçiyor. Yani o da bu düzenin bir parçası… (Aile adlı Netflix dizisine bakabilirsiniz.)

Milton, metroda gördüğü adama “Karın şu an seni aldatıyor… Hemen eve git…” dedi. Şeytan adama iyilik mi yaptı? Hayır, Şeytan asla iyilik yapmaz. O bunu söyleyerek belki bir cinayet işlenmesine sebep olmayı belki de ailelerini parçalamayı amaçladı.

Şeytan belki yıllarca kendisi için çalışan Eddie Barzoon aralarından ayrıldığı an onun öldürülmesini sağlıyor. Eddie Barzoon polisle işbirliği yapacaktı. Karanlık örgütlerinin mesajı net: Aramızdan ayrılamazsın. Ayrılırsan ve ihanet etmeye çalışırsan ölürsün.

Kevin’ın annesi Milton’la ilk tanıştığında onun bir garson olduğunu ve genç görüldüğünü söylemişti. Milton her zaman bu yaşta ve bu görünüşte değildi. Dolayısıyla Şeytan insanların arasında doğuyor, büyüyor ve insan bedeni ölünce bir başka bedene geçiyor. Gazeteci, siyasetçi, din adamı, avukat vs. fark etmiyor. Bir insan gibi toplumda yer ediniyor.

Kevin, Şeytan’ın kendisine çocuk yapılması noktasında ihtiyacı olduğunu anladığında kahkahayı basıyor. Şeytan’ın kendisine ihtiyacı olduğunu anlıyor. İşte bu noktadan itibaren Kevin onunla oyun oynuyor. Aslında ona katılmayı düşünmüyor. Sadece onu çözmek için konuşuyor. Zaten onun kaybetmeye mahkum olduğunu Milton’un yüzüne karşı söylemekten çekinmiyor.

Şeytanın Avukatı (1997) Filmi Tek Parça Full HD Nasıl İzlenir?

The Devil's Advocate Filmi türkçe dublaj ve türkçe alt yazılı seçenekleri ile Netflix platformunda yayınlanmıştır. Netflix web sitesi veya mobil uygulaması üzerinden üye bilgileriniz ile giriş yaparak kesintisiz olarak seyredebilirsiniz.

  1. Gerçekten iyi bir filmdi. Sonunu anlamadığım için buraya geldim. Bana kalırsa zaman geriye aktı. Farklı bir yol deneyecek. Onda da başarısız olursa yine farklı bir yol deneyecek. Fakat kahramanımızın hafızasında bütün olaylar duruyor. İkinci deneme de başarısız olursa kahramanımız her seferinde şeytanın zamanı geriye aldığını anlaması zor olmaz herhalde.

    Asıl anlamadığım kısım; Şeytan neden üvey kardeşleri birleştirmeye çalışıyor? Ne olmasını diliyor ki? Derdi ne?

  2. Az önce netflix’te izledim ve burada buldum kendimi aklımda ufak tefek sorular kalmıştı ama burayı okuyunca hemen hepsi cevaplandı teşekkürler …

  3. Akıl, beyin vasıtası ile, his uzuvlarından, şeytan ve nefsten kalbe gelen arzuları inceleyip, iyilerini, kötülerinden ayıran bir kuvvettir. Ayırırken yanılmazsa Akl-ı selim denir. Akıl, nefsin isteklerini Peygamberlerin iyi dedikleri şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini tercih ederse, nefsin arzularını yapmayı irade etmez. Yani beyin vasıtası ile, hareket uzuvlarına bunu yaptırmaz. İnsanın hareket organları, beynine, beyni de kalbine tâbidir. Kalbin emrine uygun hareket ederler. Kalb, beyin vasıtası ile his organlarından ve ruh vasıtası ile taraf-ı ilahiden ve akıldan, melekten, hafızadan, nefsten ve şeytandan gelen tesirlerin toplandığı bir merkezdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Kalb, organların hükümdarıdır. Hükümdar iyi olunca emrindekiler de iyi olur. Bozuk olunca emrindekiler de bozulur.) [Beyheki, İbni Adiy]

  4. Mary Ann’in saçıyla son sahnede Milton’un kızının saçı da aynı. Şeytan baştan çıkarmak için karısına benzetmiş olabilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir