Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Yıldız Savaşları bölüm: 9 Skywalker’in Yükselişi / Yükseliş mi Yoksa Düşüş mü?

Gerçekten büyük bir heyecanla beklediğim filmi az önce seyretme şansı yakaladım. Bu yazıda Yıldız Savaşları efsanesinin en son çıkan bölümü Skywalker’in Yükselişi üzerine konuşalım… Film beklentilerimizi karşıladı mı? Senaristler Rey ve Kylo Ren arasındaki bağlantıyı nasıl sonuçlandırmışlar? Kylo Ren, Darth Vader’dan daha üstün bir karanlık lorda dönüşebiliyor mu? Filme neden Skywalker’in Yükselişi adı verilmiş gibi soruların cevaplarını aramaya çalışalım.

Film Beklentilerimizi Karşıladı mı?

Tek kelimeyle hayır. Son üç film arasında (Güç Uyanıyor, Son Jedi ve Skywalker’in Yükselişi) arasında her açıdan en zayıf olanıydı. Filmi neden beğenmediğim veya zayıf bulduğum üzerine birkaç maddeyi şöyle sıralayabilirim:

Karanlık atmosfer: Kylo Ren en başta neresi olduğunu anlayamadığımız bir gezegene iniyor. Daha sonra bunun karanlık Sith lordlarının yaşadığı bir gezegen olduğunu anlayacağız. Bu karanlık atmosfer işte bu andan itibaren filmin başından itibaren başlıyordu ve sanırım filmin yarıdan fazlası ne olduğu tam anlaşılamayan karanlık atmosferlerde geçiyordu. Bu atmosferler filmi görsel anlamda boğacak kadar fazlaydı.

Karakterlerin dönüşümünün yapaylığı ve her şeyin çok aceleye getirilmesi: Serinin ilk filmlerini seyredenler karanlık Sith Lordu’nun yani Palpadine’nin Anakin’i karanlık tarafa çekmek için yıllarca uğraştığını, adım adım, sinsice ve kendince mükemmel planlarla onu kendi tarafına çektiğini hatırlayacaktır. Dönüşüm ve diğer tarafa geçme olayı böyle bir anda olacak şeyler değil.

Kylo Ren karanlık taraf için mükemmel bir seçimdi. İçindeki güç hırsı inanılmazdı. Jedi eğitimi almış ve her konuda çok güçlüydü. Onun Güç Uyanıyor’da ışın silahından çıkan mermiyi nasıl havada tuttuğunu hatırlayın. Böyle bir şeyi ilk kez görmüştük. Kylo Ren karanlık tarafa kendisini ispatlamak için babasını öldürmüştü. İşte o kadar kararlıydı karanlık yolda yürümeye… Yüce Lider Snoke’u öldürmesi onu daha da güçlendirmişti. Bu bölümde artık onun Yüce Lider Kylo Ren’e dönüştüğünü gördük. Onu ölmediği anlaşılan ve başka bir boyutta da olsa galaksiye hükmetme sevdasına devam eden Palpadine’in peşine düşüren de bu güç tutkusuydu. Ama Kylo Ren onu gördükten sonra muhtemelen Palpadin’i yalnız öldüremeyeceğini hemen anladı. Rey’e yakınlaşma nedeni de buydu. Biz bir atomun iki yarısı gibiyiz. Beraber olalım ve onu öldürelim, teklifini yapıyordu, Rey’e…

İşte bu kadar kararlı bir Kylo Ren, annesinin görülmesiyle bir tereddüt yaşıyor. Rey bu fırsatı yakalıyor ve ışın kılıcını onun içinden geçiriyor. Rey sonra ona içindeki hayat gücünden aktarıyor ve “Ben olarak uzattığın eli tutmak isterdim” diyerek çekip gidiyor. Sonra babasını gören Kylo Ren bir anda kırmızı ışın kılıcını fırlatıyor ve taraf değiştiriyor. Nedir bu acele?

Anakin’in yıllarca ilmek ilmek yavaş yavaş karanlık tarafa çekilmesini taraf değiştirmesini düşünelim… Sonra da bölümler boyu adeta katliamlar yapan, öfke krizleri geçirmesiyle meşhur, babasını öldüren ve sonunda mutlak bir güce kavuşmuş, İlk Düzen’in tek hakimi durumuna düşmüş Kylo Ren’in bu kadar kısa sürede değişimini düşünelim. Neden her şey aceleye getirilmiş gibi dediğimi anlatabildim mi? Tamam Kylo Ren en başta babasını öldürürken de bir tereddüt geçirmişti ama o bunları çoktan aşmıştı artık.

Sonuç olarak Kylo Ren karakterinin bu kadar çabuk ve hızlı bir değişim geçirmesi çok yapaydı.

Bu bölüm bize Star Wars hikayelerine karşı bir tür güvensizlik aşıladı: Bununla ne kastettiğimi şöyle açayım. Önceki bölümde Rey karakterinin seçkin ve soylu bir aileden gelmediği öğrenmiştik. Bence hikâye oradan devam edecekti ve çok harika olacaktı. Bunu Son Jedi’ın kapanışında gösterilen köle çocukla anlamıştık. Ceday tapınağı yok olmuştu… Üstad Yoda’nın Obi Wan’a söylediklerini hatırlayın. Öğrenmen gereken her şeyi okudun artık onlara ihtiyacın yok vs. demiştik… Tüm hikayeyi birleştirince gücün artık belli seçkin soylarda devam etmeyeceği, sıradan kişilerde bile ortaya çıkabileceği sonucu çıkıyordu. Şimdi sanki gizli bir el gelmiş ve tüm hikaye baştan yazılmış gibi oldu. Meğerse Rey büyük Sith Lordu’nun torunuymuş. Gücün onda yoğunlaşma nedeni de tam olarak bu. Meğer bunu Kraliçe ve Luke bile biliyormuş. Luke bunu biliyorsa ona neden adaya ilk geldiği zaman sen kimsin, diye sormuştu? Rey, neden daha önce orayı rüyasında gördüğünü söylemişti? Hikaye nasıl bir anda bu kadar değişebilir? Bizim aklımızla alay mı ediyor senaristler? Ama senaristlerin her şeyi değiştirmeye hakları var, diye itiraz edebilirsiniz. Benim itirazım her şeyin bir anda sil baştan yazılması… Öncesinin yok sayılması… Bu kadar tutarsızlığa aa çok güzel olmuş dersek bir sonraki bölümde Kylo Ren’in canlanması ve tekrar karanlık tarafa geçmesi bizi şaşırtmamalı… Öyle şeyler gördük ki son bölümde bu kadar da olmaz dedirtti bize.

Star Wars Bölüm 9: Skywalker’in Yükselişi film incelemesinin devamını 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir