Filmanalizi.NET

Film Analizinin Vazgeçilmez Merkezi!

Sağlam Bir Korku Dizisi: Marianne

Marianne, korku-gerilim tarzı severlerin beklentilerini fazlasıyla karşılayabilecek kadar sağlam bir dizi. Sadece yaklaşık 50 dakika süren ilk bölümü bile seyrederseniz bu söylediklerime hak vereceksiniz. Orijinal bir senaryoya sahip olan Marianne, Fransa yapımı bir korku-gerilim dizisi. Netflix’te yayınlanmaya başlayan dizinin ilk sezonu tam sekiz bölümden oluşuyor. Bölümlerin süreleri oldukça değişken. En kısa bölüm 36 dakika sürerken en uzunu 52 dakika.

https://www.youtube.com/watch?v=q99hib0zS2M

Dizinin Konusu

Dizi senaryosu ilgi çekmeyi başarabilecek kadar iyi. Emma Marsimon adlı korku kitapları yazarı son kitabının yayınlanmasından sonra korku türünde yazmayı bıraktığını açıklar. İmza gününde kendisine ulaşan ve 15 yıldır görüşmediği bir çocukluk arkadaşı kendi annesinin Emma’nın kitapları yüzünden zor günler geçirdiğini ve kendisine zarar vermeye başladığı söyler. Bu konuşmanın ardından Emma hiç istemese de Elden’a çocukluk günlerini geçirdiği yere gitmek zorunda kalır.

Yazının bundan sonraki kısmı sadece ilk bölümle ilgili spoiler içermektedir.

Bilinmezlik Her Zaman Korkutucudur

Emma, imza gününde kendisini dinleyen kalabalığa hitap ederken onlara yeni çıkan kitabının finalini okuyabilecek kadar rahat birisi. Kitabın finalini neden okuduğunu soran bir okuruna “En sevdiğin bölümü okur musunuz, diye sormuştun.” diye cevap veriyor. Emma, fazlaca alkol tüketen, geceleri kabuslar gören, ihmal ettiği erkek arkadaşı tarafından terk edilen, hayatında pek fazla kimse olmayan bir karakter. O, hayatında arkadaşa yer vermeme durumunu şu cümlelerle mantıksal bir zemine oturtmaya çalışır: “Büyüdükçe gerçek arkadaşların olmaz; sadece tanıdıkların olur.”

İmza gününde kendisine kitap imzalatmaya gelen Caroline karakterinin söyledikleri ve hemen sonrasında hiç beklenmedik bir şekilde herkesin gözü önünde kendisini asarak intihar etmesi dizinin gerilim dozunu bir anda yukarılara çekiyor. Bölüm boyunca bu gerilim ve korku dozu aşağıya düşmüyor. Gerilim, korku ve sürprizler bitmek bilmiyor.

Caroline, annesinin kendi babasına ve kendisine zarar verdiğini söylemektedir. Bu durumdan annesinin en az 10’ar kez okuduğu korku kitaplarının yazarını yani Emma’yı sorumlu tutmaktadır. Annesi “Ben Marianne’yim.” diye söylemektedir. Marianne aslında Emma’nın kitaplarında hayat verdiği bir karakter. Emma, Caroline’ye bu karakterin gerçek olmadığını söylese de o aynı fikirde değildir. “Hayır, onu uydurmuyorsun. Rüyalarında görüyorsun!” İşin tuhaf yanı ilerleyen dakikalarda Caroline’nin haklı olduğunu öğreniyoruz. (Bu arada Caroline’nin annesi gerçekten çok ürkütücü bir karakter…)

Emma, geceleri kabuslar görmektedir. Bu kabusları gerçekten korkutucu. Hatta ilk bölümde rüya içerisinde rüya gördüğü sahne bizleri ürpertebilecek kadar iyiydi. Bence ne olduğu tam olarak anlaşılamayan bilinmezlik öğeleri seyircilere daha fazla gerilim yaşatabiliyor. Dizide bilinmezlik ve muğlaklık unsurları yerinde ve başarılı bir şekilde kullanılmış.

Kim Bu Marianne?

Yazarımız Emma, çocukluğundan beri kabuslar gören bir karakter. Bu kabuslarının hep aynı olduğunu ve onlarda sürekli Marianne’yi gördüğünü söylüyor. Emma büyüdüğü zaman bu kabuslarını yazmaya başlıyor. Asistanına bunları kaleme almaya başlayınca kabusların durduğunu söylese de onun hala çok gerçekçi kabuslar gördüğünü ve bundan kimseye bahsetmediğini göreceğiz. Emma, kabuslarında kendisine musallat olan Marianne’yi yenmek için Lizzie Larck adlı hayali karakteri oluşturuyor. Lizzie, Marianne’yi yenebilen bir karakter (bunu nasıl yaptığı ilk bölümde anlatılmıyor.)… Dolayısıyla ilk bölüm için Marianne karakteri Emma’nın kitaplarındaki hayali bir karakter olsa da ilerleyen bölümlerde gerçekte yaşananlarla Emma’nın kitapları arasında çok sıkı bağlar olduğunu göreceğiz.

Dizide Yer Alan 25. Kare Teknikleri ve Roman Unsurları

Dizinin pek çok yerine yerleştirilmiş saliselik ve saniyelik görüntüler bulunuyor. Bunlar ekrana geldiği anda gözünüzü bile kırpsanız bu görüntüleri yakalama şansınız bulunmuyor. Peki, bu görüntüler neyle ilgili?

Dizi bize bilinçli olarak Emma’nın yazdığı son romanın içerisinde olduğumuz izlenimini veriyor. Örneğin imza gününde Emma’nın çocukluk arkadaşının adı romanın ilk bölümünün adıyla aynı. Bu tanışma anında birkaç saniyelik bir görüntüyle bu durum ekrana yansıtılıyor. Bu durumun bir tesadüf olabileceği olasılığı aklımızda yer ederken ilerleyen dakikalarda artık bunun bir rastlantı olmadığını anlıyoruz. Örneğin Emma ve asistanı Elden’e yolculuk yaptıkları sırada romanın sayfaları çevriliyor. Buna benzer pek çok sahne bulunuyor. Tüm bunlar bize sanki Emma’nın son romanını seyrettiğimiz izlenimi veriyor; ancak durumun biraz daha farklı olduğunu özellikle üçüncü bölümde daha iyi anlıyoruz. Bölümün sayısız yerinde uzunlukları (ya da kısalıkları?) değişen pek çok görüntüyle karşılaşıyoruz. Bunların ne anlama geldiği ilerleyen bölümlerde daha net anlaşılabiliyor.

Sonuç

Marianne, bence Netflix’in korku bağlamında en başarılı yapımlarından bir tanesi. Korku ögeleri dizide başarıyla kullanılıyor. Dizi seyircilerin merak duygusunu canlı tutmayı başarabiliyor ki bence en önemli noktalardan bir tanesi bu. Senaryonun eksik parçaları bölümler ilerledikçe birleşmeye başlıyor. Diziye yeni yeni karakterle ekleniyor. Bu karakterlerin diziye katkıları gerçekten iyi; özellikle dedektif Ronan’ın…

Eğer korku gerilim yapımlarından hoşlanıyorsanız Marianne’yi kaçırmamanızı tavsiye ederim.

Marianne sezon 1 bölüm 1 özetini okumak için tıklayın.

Marianne sezon 1 bölüm 2 özetini okumak için tıklayın.

Marianne sezon 1 bölüm 3 özetini okumak için tıklayın.

Marianne 1. sezon incelemesini 25. Kare Youtube kanalından seyredebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir